RAMAZAN RİSALESİ-TAMAMI-TIKLA İNDİR Ramazan-ı Şerife dairdir
Birinci kısmın âhirinde şeair-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden şeairin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu ikinci kısımda,
bir kısım hikmetleri zikredilecektir.
Bu İkinci Kısım,
Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden “Dokuz Nükte”dir.
بِسْمِاللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ 1شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَ الْفُرْقَانِ BİRİNCİ NÜKTE Ramazan-ı Şerifteki savm,
İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir.
Hem şeair-i İslâmiyenin âzamlarındandır.
İşte Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri; hem Cenâb-ı Hakk’ın Rububiyetine,
hem insanın hayat-ı içtimaiyesine,
hem hayat-ı şahsiyesine,
hem nefsin terbiyesine,
hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.
Cenâb-ı Hakk’ın Rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki Cenâb-ı Hak,
zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halkettiği ve bütün enva’-ı nimeti o sofrada 2مِنْحَيْثُلاَيَحْتَسِبُ bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle,
kemal-i Rububiyetini ve rahmaniyet ve rahîmiyetini o vaziyetle ifade ediyor.
İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde o vaziyetin ifade ettiği hakikatı tam göremiyor,
bazan unutuyor.
Ramazan-ı Şerifte ise,
ehl-i îman birden muntazam bir ordu hükmüne geçer.
Sultan-ı Ezelî’nin ziyafetine davet edilmiş bir surette akşama yakın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri,
o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmaniyete karşı,
vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar.
Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar? İKİNCİ NÜKTE Ramazan-ı Mübareğin savmı,
Cenâb-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne baktığı cihetle,
çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki Birinci Sözde denildiği gibi,
bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister.
Tablacıya bahşiş verildiği halde,
çok kıymettar olan o nimetleri kıymetsiz zannedip onu in’âm edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi; Cenâb-ı Hak,
hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş,
ona mukàbil,
o nimetlerin fiyatı olarak şükür istiyor.
O nimetlerin zâhirî esbabı ve ashabı,
tablacı hükmündedirler.
O tablacılara bir fiyat veriyoruz,
onlara minnettar oluyoruz.
Hattâ müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz.
Hâlbuki Mün’im-i Hakikî,
o esbabdan hadsiz derecede,
o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır.
İşte Ona teşekkür etmek,
o nimetleri doğrudan doğruya Ondan bilmek,
o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.
İşte,
Ramazan-ı Şerifteki oruç,
hakikî ve hâlis,
azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır.
Çünkü sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu,
hakikî açlık hissetmedikleri zaman,
çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor.
Kuru bir parça ekmek,
tok olan adamlara,
hususan zengin olsa,
ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor.
Hâlbuki iftar vaktinde,
o kuru ekmek,
bir mü’minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehadet eder.
Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes,
Ramazan-ı Şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mânevîye mazhar olur.
Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti cihetiyle,
“O nimetler benim mülküm değil.
Ben bunların tenâvülünde hür değilim.
Demek başkasının malıdır ve in’âmıdır; Onun emrini bekliyorum” diye,
nimeti nimet bilir,
bir şükr-ü mânevî eder.
İşte,
bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.
ÜÇÜNCÜ NÜKTE Oruç,
hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki İnsanlar maişet cihetinde muhtelif bir surette halk edilmişler.
Cenâb-ı Hak,
o ihtilâfa binaen,
zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor.
Hâlbuki zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını,
oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler.
Eğer oruç olmazsa,
nefisperest çok zenginler bulunabilir ki,
açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez.
Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise,
şükr-ü hakikînin bir esasıdır.
Hangi fert olursa olsun,
kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir.
Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa,
şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz,
yapsa da tam olamaz.
Çünkü hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE Ramazan-ı Şerifteki oruç,
nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki Nefis,
kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder.
Hattâ mevhum bir rububiyet ve keyfemâyeşâ hareketi,
fıtrî olarak arzu eder.
Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor.
Hususan,
dünyada servet ve iktidarı da varsa,
gaflet dahi yardım etmişse,
bütün bütün gasıbâne,
hırsızcasına,
nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.
İşte,
Ramazan-ı Şerifte,
en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki,
kendisi mâlik değil,
memlûktür; hür değil,
abddir.
Emrolunmazsa,
en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz,
elini suya uzatamaz diye,
mevhum rububiyeti kırılır,
ubûdiyeti takınır,
hakikî vazifesi olan şükre girer.
BEŞİNCİ NÜKTE Ramazan-ı Şerifin orucu,
nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşâne muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor.
Mahiyetindeki hadsiz aczi,
nihayetsiz fakrı,
gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.
Hem ne kadar zayıf ve zevâle maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur,
dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez.
Adeta polattan bir vücudu var gibi,
lâyemûtâne,
kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır.
Şedit bir hırs ve tamahla ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır.
Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır.
Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur.
Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.
İşte,
Ramazan-ı Şerifteki oruç,
en gafillere ve mütemerridlere,
zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor.
Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor; midesindeki ihtiyacını anlar.
Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor.
Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder.
Nefsin firavunluğunu bırakıp,
kemâl-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır eğer gaflet kalbini bozmamışsa! ALTINCI NÜKTE Ramazan-ı Şerifin sıyâmı,
Kur’ân-ı Hakîmin nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif,
Kur’ân-ı Hakîmin en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki Kur’ân-ı Hakîm,
madem şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş.
O Kur’ân’ın zaman-ı nüzulunu istihzar ile,
o semâvî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden ve mâlâyâniyat hâlâttan tecerrüt ve ekl ve şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’ân’ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekremden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek,
belki Hazret-i Cebrâil’den,
belki Mütekellim-i Ezelîden dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur.
Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’ân’ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.
Evet,
Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor.
Öyle bir mescid ki,
milyonlarla hâfızlar,
o mescid-i ekberin köşelerinde o Kur’ân’ı,
o hitab-ı semâvîyi arzlılara işittiriyorlar.
Her Ramazan,
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِۤى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ 3 âyetini,
nuranî,
parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan Kur’ân ayı olduğunu ispat ediyor.
O cemaat-i uzmânın sair efradları,
bazıları huşû ile o hâfızları dinlerler.
Diğerleri kendi kendine okurlar.
Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste,
nefs-i süflînin hevesâtına tâbi olup,
yemek içmekle o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin mânevî nefretine ne kadar hedef ise,
öyle de,
Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyâma muhalefet edenler de o derece umum âlem-i İslâmın mânevî nefretine ve tahkirine hedeftir.
YEDİNCİ NÜKTE Ramazan’ın sıyâmı,
dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeye gelen nev-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mâl,
bire bindir.
Kur’ân-ı Hakîmin,
nass-ı hadisle,
herbir harfinin on sevabı var;4 on hasene sayılır,
on meyve-i Cennet getirir.
Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil,
bin ve Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir.5 Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır.6Evet,
herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm,
öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki,
milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü’minlere kazandırır.
İşte,
gel,
bu kudsî,
ebedî,
kârlı ticarete bak,
seyret ve düşün ki,
bu hurufâtın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasârette olduğunu anla.
İşte,
Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher,
bir pazardır.
Ve uhrevî hâsılat için gayet münbit bir zemindir.
Ve neşvünemâ-i a’mâl için,
bahardaki mâ-i Nisandır.
Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubûdiyet-i beşeriyenin resmigeçit yapmasına en parlak,
kudsî bir bayram hükmündedir.
Ve öyle olduğundan,
yemek içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve mâlâyâni ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için,
oruçla mükellef olmuş.
Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için,
dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla,
uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek,
savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir.
Evet,
Ramazan-ı Şerif,
bu fâni dünyada,
fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta,
bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder,
kazandırır.
Evet,
birtek Ramazan,
seksen sene bir ömür semerâtını kazandırabilir.
Leyle-i Kadir ise,
nass-ı Kur’ân ile bin aydan daha hayırlı olduğu,
bu sırra bir hüccet-i kàtıadır.
Evet,
nasıl ki bir padişah,
müddet-i saltanatında,
belki her senede,
ya cülûs-u hümayun namıyla veyahut başka bir şâşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar.
Raiyetini,
o günde umumî kanunlar dairesinde değil,
belki hususî ihsânâtına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini has teveccühüne mazhar eder.
Öyle de,
Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelâli,
o on sekiz bin âleme bakan,
teveccüh eden ferman-ı âlişânı olan Kur’ân-ı Hakîmi,
Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş.
Elbette o Ramazan,
mahsus bir bayram-ı İlâhî ve bir meşher-i Rabbânî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek,
mukteza-yı hikmettir.
Madem Ramazan o bayramdır.
Elbette bir derece süflî ve hayvanî meşagilden insanları çekmek için,
oruca emredilecek.
Ve o orucun ekmeli ise,
mide gibi bütün duyguları,
gözü,
kulağı,
kalbi,
hayali,
fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır.
Yani,
muharremattan,
mâlâyâniyattan
çekmek ve herbirisine mahsus ubûdiyete sevk etmektir.
Meselâ,
dilini yalandan,
gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak ve o lisanı,
tilâvet-i Kur’ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselâ gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip,
gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek gibi,
sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır.
Zaten mide en büyük bir fabrika olduğu için,
oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse,
başka küçük destgâhlar kolayca ona ittibâ ettirilebilir.
SEKİZİNCİ NÜKTE Ramazan-ı Şerif,
insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki İnsana en mühim bir ilâç nev’inden maddî ve mânevî bir perhizdir.
Ve tıbben bir hımyedir ki,
insanın nefsi yemek,
içmek hususunda keyfemâyeşâ hareket ettikçe,
hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi,
hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak,
adeta mânevî hayatını da zehirler.
Daha kalbe ve ruha itaat etmek,
o nefse güç gelir,
serkeşâne dizginini eline alır.
Daha insan ona binemez; o insana biner.
Ramazan-ı Şerifte,
oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır,
riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir.
Biçare zayıf mideye de,
hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmakla hastalıkları celb etmez.
Ve emir vasıtasıyla helâli terk ettiği cihetle,
haramdan
çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeye kàbiliyet peydâ eder.
Hayat-ı mâneviyeyi bozmamaya çalışır.
Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa müptelâ olur.
Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık,
riyazete muhtaçtır.
Ramazan-ı Şerifteki oruç,
on beş saat,
sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır.
Demek,
beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.
Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var.
Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var.
Nefis,
eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında tatil-i eşgal etmezse,
o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur,
kendiyle meşgul eder,
tahakkümü altında bırakır.
O sair cihazat-ı insaniyeyi de,
o mânevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder.
Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celb eder.
Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur.
Ondandır ki,
eskiden beri çok ehl-i velâyet,
tekemmül için riyazete,
az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar.
Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki,
sırf o fabrika için yaratılmamışlar.
Ve sair cihazat,
o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel,
Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler,
nazarlarını onlara dikerler.
Onun içindir ki,
Ramazan-ı Şerifte mü’minler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara,
feyizlere,
mânevî sürurlara mazhar oluyorlar.
Kalb ve ruh,
akıl,
sır gibi letâifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır.
Midenin ağlamasına rağmen,
onlar mâsumâne gülüyorlar.
DOKUZUNCU NÜKTE Ramazan-ı Şerifin orucu,
doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubûdiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor.
Ne kadar azaplar
çektirilse,
o damar onda kalır.
Fakat açlıkla o damarı kırılır.
İşte,
Ramazan-ı Şerifteki oruç,
doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur,
kırar.
Aczini,
zaafını,
fakrını gösterir,
abd olduğunu bildirir.
Hadisin rivayetlerinde vardır ki Cenâb-ı Hak nefse demiş ki “Ben neyim,
sen nesin?” Nefis demiş “Ben benim,
Sen sensin.” Azap vermiş,
Cehenneme atmış,
yine sormuş.
Yine demiş “Ene ene,
ente ente.” Hangi nevi azâbı vermiş,
enâniyetten vazgeçmemiş.
Sonra açlıkla azap vermiş.
Yani aç bırakmış.
Yine sormuş “Men ene? Ve mâ ente?” Nefis demişاَنْتَ رَبِّى الرَّحِيمُ – وَاَنَا عَبْدُكَ الْعَاجْزُ Yani,
“Sen benim Rabb-i Rahîmimsin.
Ben senin âciz bir abdinim.7 اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلٰوةً تَكُونُ لَكَ رِضَاۤءً وَلِحَقِّهِ اَدَاۤءً بِعَدَدِ ثَوَابِ حُرُوفِ الْقُرْاٰٰنِ فِى شَهْرِ رَمَضَانِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ8 سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ العِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ – وَسَلاَمٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ – وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اٰمِينَ9 İtizar Şu İkinci Kısım,
kırk dakikada sür’atle yazılmasından,
ben ve müsvedde yazan kâtip ikimiz de hasta olduğumuzdan,
elbette içinde müşevveşiyet ve kusur bulunacaktır.
Nazar-ı müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz.
Münasip gördüklerini tashih edebilirler.
Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler 1 “O Ramazan ayı ki,
insanlara doğru yolu gösteren,
apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile bâtılın arasını ayıran Kur’ân,
o ayda indirilmiştir.” Bakara Sûresi 2185.
2 “Umulmadık yerlerden.”(Talak Suresi,
65 3) 3 Ramazan ayı,
kendisinde Kur’ân’ın indirildiği aydır.” Bakara Sûresi,
2185 4 Tirmizî,
Fezâilü’l-Kur’ân,
16; Mecmeu’z-Zevâid,
7163.
5 Deylemî,
Müsnedü’l-Firdevs,
3130.
6 bk.
Kadr Sûresi,
973.
7 El-Havbevî,
Dürretüt’l-Vâizîn,
s.
11.
8 Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve âl ve ashabına Senin razı olacağın ve onun lâyık ve müstehak olduğu bir rahmetle,
Ramazan ayında okunan Kur’ân’ın harfleri adedince salât ve selâm et.
Âmin.
9 “İzzet sahibi Rabbin,
onların yakıştırdıklarından münezzehtir.
Bütün peygamberlere selâm olsun.
Hamd ise Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Sâffât Sûresi,
37180-182.
Lügatler abd kul âciz güçsüz,
zavallı acz acizlik,
güçsüzlük âdi normal,
sıradan
Âhir son âhiret öteki dünya,
öldükten sonraki hayat ahlâk-ı seyyie kötü ahlâk alâka bağlantı,
ilgi alâkadar alâkalı,
ilgili âlem-i İslâm İslâm âlemi ân-ı nüzul inme (gönderilme) ânı arzlılar dünyalılar ashab sahipler
Âyetü’l-Kürsî Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255.
âyeti âyinedarlık aynalık azâb işkence,
eziyet Âzam en büyük azamet büyüklük,
yücelik bâki devamlı,
sürekli bayram-ı İlâhî İlâhî bayram belâhet aptallık,
ahmaklık beşer insan Beyan etmek açıklamak,
izah etmek biçare çaresiz,
zavallı binaen dayanarak celb etme çekme cemaat-i uzmâ büyük cemaat Cenâb-ı Hak Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah cihazat organlar,
âletler cihazat-ı insaniye insana ait organlar,
duygular cihet taraf,
yön cilve-i saltanat saltanatın görüntüsü cülûs-u hümâyun padişahın tahta çıkışı derecât dereceler derece-i nimet nimet derecesi dergâh-ı İlâhiye Allah’ın yüce katı derk etmek anlamak destgâh tezgah ebedî sonu olmayan,
sonsuz efrad fertler,
bireyler ehl-i iman Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler,
mü’minler ehl-i siyam oruç tutanlar ehl-i velâyet velîler,
Allah dostları ekl yeme ekmel daha mükemmel ekseriyet-i mutlaka genel çoğunluk elîm acı ve sıkıntı veren enâniyet benlik,
gurur ene ben ente sen envâ-ı nimet nimet çeşitleri Erkân-ı hamse beş esas,
şart esbab sebepler
Ezel Ebed Sultanı varlığının başlangıcı ve sonu olmayan kudret ve hakimiyet sahibi Sultan,
Allah fakr fakirlik,
muhtaçlık fâni geçici olan,
ölümlü fena gelip geçicilik ferman-ı âlişân şanı yüce ferman fevkalâde olağanüstü feyiz mânevî gıda,
bereket fıtrî doğal,
yaratılıştan gelen Firavunâne Firavun gibi firavunluk kendisini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme fukara fakirler,
yoksullar gafil duyarsız,
sorumsuz,
âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan gaflet duyarsızlık,
umursamazlık,
dalgınlık,
dikkatsizlik galiz çirkin,
kaba gasıbâne hakkı olmadığı şeyi alarak,
gasbederek gayet son derece,
çok gıybet arkadan
çekiştirmek,
hazır olmayan birisinin aleyhinde konuşmak güya sanki hâcât ihtiyaçlar hâcât-ı süfliye aşağılık ve bayağı ihtiyaçlar hademe hizmetçi hadis Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz,
fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz,
iş veya davranış hadsiz sınırsız,
sonsuz hâfız Kur’ân-ı Kerimi ezberleyen kişi hakikat doğru gerçek hakikî asıl,
gerçek hâlât haller,
durumlar hâlet durum,
hâl Hâlık yaratıcı,
herşeyi yaratan
Allah hâlis temiz,
katıksız halk etme yaratma haram dince kesin bir delil ile yasaklanan şey hasâret zarar hasene iyilik hasılat gelir haşmetli büyük,
görkemli hayat-ı bâkiye devamlı ve kalıcı âhiret hayatı Hayat-ı içtimaiye toplum hayatı hayat-ı içtimaiye-i insaniye insanlığın toplumsal hayatı hayat-ı mâneviye mânevî hayat,
maddî olmayan hayat hayat-ı şahsiye kişisel hayat hayat-ı uhreviye ahiret hayatı hayvaniyet hayvanlık helâl dinen yapılmasına izin verilmiş şey hevâperestâne nefsin isteklerine düşkün bir şekilde hevesât gelip geçici arzu ve istekler hımye perhiz hırs aşırı istek,
şiddetli arzu hikmet gaye,
fayda hikmet-i nüzul iniş gayesi,
hikmeti hitâbât-ı İlâhiye ilâhî hitaplar,
seslenişler hitâb-ı semavî Allah tarafından gelen semavî hitaplar hurufât harfler husus konu,
mevzu hususan özellikle hususî özel,
kendine ait huşû korku ve sevgiyle bulunulan edebli hâl hüccet-i kàtıa kesin delil hüsn-ü istikbal güzel karşılama idrak anlayış,
kavrayış ihsan bağış,
ikram,
lütuf ihsânât bağışlar,
ikramlar,
iyilikler ihsas hissettirme ihtilâf anlaşmazlık,
uyuşmazlık ihvan kardeşler iktidar kudret,
güç,
egemenlik,
kuvvet,
idare gücü ilticâ sığınma iltifat gönül okşayıcı güzel söz in’am nimetlendirmeler in’am etmek nimet vermek intizam düzen,
tertip inzal edilme indirilme istiğfar af dileme,
tevbe istihzar hazır etme,
gözönüne getirme İştirak etmek katılmak itizar bir sebep göstererek affını dileme ittiba tabi olma,
uyma kàbiliyet dıştan gelen tesirleri alabilme gücü kâtip yazıcı,
yazan kemâl-i acz tam anlamıyla âcizlik Kemâl-i rububiyet Allah’ın terbiye ediciliğinin mükemmelliği kemâl-i şefkat tam ve mükemmel şefkat keyfemâyeşâ kendi keyfince,
keyfi nasıl isterse,
başıboş kıymettar kıymetli kudsî her türlü kusur ve noksandan uzak,
mukaddes,
kutsal Kur’ân-ı Hakîm her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân kuvve-i zâika tad alma duyusu külliyetli kapsamlı lâyemûtâne ölmeyecekmişçesine,
ölümsüz olarak letâif lâtifeler,
duygular
Leyle-i Kadir Kadir Gecesi mahiyet asıl nitelik,
özellik mahsus has,
özel mâ-i Nisan Nisan yağmuru maişet geçim,
yaşayış mâlâyâni anlamsız,
faydasız mâlâyâniyat faydasız,
insanı ilgilendirmeyen boş şeyler mâlik sahip maruz tesir altında kalan mâsumâne suçsuz,
günahsız bir şekilde matbah mutfak mazhar erişme,
nail olma mecburiyet zorunluluk meclis-i ruhanî ruhanîler meclisi,
meleklerin ve ruhların toplanma yer ve zamanı melekî melek gibi,
meleğe ait melekiyet meleklik memlûk kul,
köle memnûiyet yasaklanmış olmak,
men edilmek men ene? “ben kimim?” men etme yasaklama mescid-i ekber (en) büyük mescid mescid-i mukaddes kutsal mescid meşagil meşguliyetler ve çalışmalar meşher sergi yeri meşher-i Rabbânî Cenâb-ı Hakkın sergisi mevhum gerçekte olmadığı halde var sayılan meyve-i Cennet Cennet meyvesi minnettar olmak şükran duymak,
teşekkür etmek muamele davranış,
iş muavenet yardım muhabbet sevgi muhalefet zıt ve aykırı davranma muharremât haram kılınan şeyler muhtelif çeşitli mukabele etmek karşılık vermek mukàbil karşılık mukteza-yı hikmet Allah’ın hikmetinin gereği muntazam düzenli,
intizamlı musibet belâ,
büyük sıkıntı muvakkat gelip geçici muvakkaten geçici olarak mübarek bereketli,
hayırlı müddet-i açlık açlık müddeti müddet-i saltanat saltanat süresi mükellef yükümlü Mün’im-i Hakikî gerçek nimet verici olan Allah münbit verimli müptelâ bağımlı,
düşkün müstehak olmak lâyık olmak,
hak etmek müsvedde karalama,
ilk nüsha müşevveş karışık,
düzensiz,
dağınık müşevveşiyet düzensizlik,
karışıklık müştehiyât hoşa giden lezzetli şeyler
Mütekellim-i Ezelî ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması,
hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah mütemerrid inatçı,
dik kafalı nam ad,
isim,
ünvan nâmahrem dînen kendisiyle evlenmenin mümkün olduğu erkek veya kadın nass-ı hadis hadisin metni ve hükmü nass-ı Kur’ân Kur’ân’ın kesin ve açık hükmü nazar bakış,
dikkat nazar-ı dikkat dikkatle bakış nazar-ı müsamaha hoşgörü bakışı nâzil inme Nebze az miktar nefis kişinin,
kendisi; insanı daima kötülüğe maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet nefisperest nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan nefs kişinin kendisi nefs-i insaniye insanı daima kötülüğe,
yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu nefs-i süfli alçak şeyleri isteyen nefis neşretmek yaymak neşvünemâ-i a’mâl amellerin yeşermesi,
büyümesi netice-i hayat hayatın neticesi,
gayesi nevi tür,
çeşit nev-i beşer insanlar,
insanlık türü nev-i insan insan türü,
insanlık Niam-ı ilâhiye Allah’ın verdiği nimetler nihayet son derece nihayetsiz sonsuz nimet-i İlâhiye Allah’ın nimeti nuranî nurdan yaratılmış nükte ince ve anlamlı söz nüzul inme Padişâh-ı Zülcelâl sonsuz büyüklük,
yücelik ve azamet sahibi Padişah,
Allah peydâ etme kazanma,
elde etme polat çelik Rab herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren,
onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rabb-i Rahîm herbir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah Rahîmiyet Allah’ın her bir varlıkta tecelli eden merhamet ediciliği Rahmâniyet Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği Rahmâniyet Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği raiyet halk,
vatandaşlar
Ramazan-ı Şerif Şerefli Ramazan ayı Resul-i Ekrem Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz.
Muhammed (a.s.m.) rivayet Peygamber Efendimizden (a.s.m.) bir haber veya hadisin nakledilmesi,
aktarılması riyâzet gelip geçici şeylerden nefsi çekerek,
kanaat içinde yaşama; ilim,
ibadet ve fikirle meşgul olma rububiyet Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi,
onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması ruhanî ruh âlemine ait sadık doğru söyleyen sair diğer,
başka salâvat Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası Saltanât-ı Rubûbiyet-i İlâhiye İlâhî Rablığın Saltanatı Samediyet Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması savm oruç semâvî gökten gelen,
vahiyle gelen semerât meyveler,
neticeler serkeşâne başıbozuk bir şekilde,
baş kaldırır bir şekilde sevab-ı a’mâl amellerin sevabı,
karşılığı sıyâm oruç Sofra-i nimet nimet sofrası Sultan-ı Ezelî hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan,
Allah Suret biçim,
görünüş,
şekil süflî alçak,
aşağılık,
adi sürur mutluluk,
sevinç şâşaalı gösterişli,
göz alıcı bir şekilde Şeâir-i İslâmiye/şeâir işaretler,
İslama sembol olmuş iş ve ibadetler
şecere-i tûbâ Cennetteki tûba ağacı şedit şiddetli şefkat acıma,
merhamet şehadet şahidlik,
tanıklık şehr-i Ramazan Ramazan ayı şeref-i keramet şerefli vazife,
görev şükr-ü hakîki gerçek şükür şükr-ü mânevî mânevî şükür şürb içme taam yemek tâbi olma uyma tabir açıklama,
yorumlama tablacı yiyecek sunan,
tezgahtar tahakküm baskı,
zorbalık tahammül dayanma,
katlanma,
sabretme tahayyül hayal etme tahkir hakaret,
aşağılama tahtında altında takdir beğeniyi dile getiren ifade tamah hırs ve açgözlülük tashih etmek düzeltmek tatil-i eşgal boş durma,
işlere son verme,
ara vermek tavr-ı ubûdiyetkârâne kulluğa yakışır tavır,
hareket tazammun içerme,
içine alma tecerrüt sıyrılma,
soyutlanma tecessüd ceset şekline girme,
cesetleşme tefeyyüz feyizlenme tehzib-i ahlâk ahlâkı güzelleştirme,
kötü huyları giderme tekemmül mükemmelleşme,
olgunlaşma telâkki anlama,
kabul etme telezzüz etmek lezzet almak,
tad almak tenâvül yemek veya içmek terakkiyat ilerleme,
yükselme terbiye belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme,
olgunlaştırma tesbih Allah’ı kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma teveccüh ilgi,
yönelme tezahür belirme,
görünme tilâvet-i Kur’ân Kur’ân okumak ubûdiyet Allah’a kulluk,
ibadet ubûdiyet-i beşeriye insanlığın ibâdet ve kulluğu uhrevî âhirete dair ulvî yüce,
büyük umum bütün,
genel umumî genel vazife-i insaniye insanlık görevi vaziyet-i nûrânî nurlu vaziyet,
hâl,
durum ve mâ ente? “sen kimsin?” vücûd varlık,
beden vüs’at genişlik zaaf zayıflık,
kuvvetsizlik zahirî açık,
görünürde zaman-ı nüzul inme zamanı zemin yeryüzü,
dünya zevâl geçicilik,
yokluk ziraat tarım ziyade çok,
fazla
Bu eser i Nur-Ramazan Risalesi Tamamı ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.