Bazen bir seraptır, görünür çölde, Bazen bir nilüfer, batak bir gölde. Daha ne tuzaklar, gizli bu yolda; Hepsi seni bekler, genç arkadaşım. Sahneleri gör ki; başsız ayaklar; Türlü oyunlarla, nefsini yoklar. Ekrandan atılan, zehirli oklar; Seni hedef seçti, genç arkadaşım. Kimi şarkılarda, düşer cinnete, “Sürgün”ü eş koşar, Yüce Cennete. Alkış denen, o esrarlı illete; Kapılmak hüsrândır, genç arkadaşım. Nefsine hükmeden, Hakk’a yönelir, Vicdanı dinlemek, nefse zor gelir. Her yanlış adımda, “sırat” incelir; Bunu bil de yürü, genç arkadaşım. Heybetle durdukça, İslâm neferi; Bitmez, bu kudurmuş haçlı seferi. Yoktur yüreğinde, korkunun yeri; Sen, şehid oğlusun, genç arkadaşım. Sözde, “uygar” denen, şer odakları; Hepsinde maskedir, “insan hakları”. Ceddin de tanırdı, bu alçakları, Oyun, aynı oyun, genç arkadaşım. Bu koşu, mukaddes vatan yarışı; Îmân bedelidir, her bir karışı.. İblis kuklasının, sahte barışı; Aldatmasın seni, genç arkadaşım. Dünyayı kuşatan, bu kan kokusu; Beşer tarihinin, temel dokusu. Yine dünkü gibi, dört yanın pusu; Sana uyku haram, genç arkadaşım. Şimdi bu cephede, nöbet senindir, Yüreğinde Kur’ân, bayrak tenindir, Peygamber hırkası, çelik yenindir, Allah seninledir, genç arkadaşım.