Yağmur

Eser Yağmur
Söyleyen Seyfullah Kartal
Kategori İlahi
İstatistik 1,077 Görüntülenme
Etiketler #Seyfullah Kartal#ilahi#dinle
Var edenin adıyla insanlığa inen nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür nebinin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır ebu kubeyz kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilirken yeşil bayrak Yeryüzü avaredir yapayalnız ve kurak Zaman ayaklarımda tükendi adım adım Eyula bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur gülşenimize sensiz baldıran düştü Düşmanlık içimizde dostluklar yaban düştü Yenilgi ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki yaşanmamış mazide Dokunduğun küçük bir nakışta ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bir can düştü Yağmur kaybettin bütün hazinesini ceddin En son avucumuzdan ince ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nameleri işitirler hiradan
Bir devrin korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça ateşler
şahının hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırıl sıklam bir bakışta ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak dal koptu fidan düştü Baykuşa çifte yalı bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım sahabenin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar
önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş ta ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü han düştü Mazluma sürgün evi zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır bir imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi ebvada esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar Üstüne pırıp pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan ak kor gibidir
Erdemin bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sessiz yükü zehirdir en güzel imbakların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler
REKLAM
REKLAM ALANI

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar sonra sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar
çirkefin gövdesini Sel gider de zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde hayali Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrında büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ban olsaydım Sensiz ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllar boyu dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyrayı arıyor her damlara bir saray Tahumlar ve iklimler senindir mevsim senin Bekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur bir gün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın duvarlar
üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım Yağmur sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler
çocuklara hep seni içirecek Yağmur seninle biter susuzluğu evrenin Sana mümindir sema sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına hey hat suizan düştü Zedelendi sağduyu körleşen izan düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın Bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çöl de seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yer yüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Bu eser Yağmur ismiyle İlahi kategorisine eklenmiştir.
Yorum Yapın
Güvenlik: 5 nedir?

REKLAM

Alt Reklam Alanı (Esnek / AdSense)