A-Z Dizin search Giriş Yap Kayıt Ol Ana Sayfa visibility ALLAH Ezel ile ebedin arasında kutlu nur… Zikriyle gönüllere dolan mânevî huzur.
ER-RAHMÂN Mahlûkâta rızk veren,
tükenmeyen bereket; Esirgeyen gücüyle âlemlere sükûnet… EL-MELÎK Cümle yaradılanın,
kâinâtın sâhibi… Her zerrenin tapusu,
fukarâ kalb tabîbi! ER-RAHÎM Resûlullah’la aynı safta olan ümmetin,
Ardına kadar açar kapısını rahmetin… EL-KUDDÛS Âlemde bir umman ki,
doldurur aşk tasını.
Hiç kimse kalp pasının göremez noktasını.
ES-SELÂM Cennetteki dostlara ev sâhibinden kelâm; Kullarına selâmet veren O’dur vesselâm! EL-MÜ’MÎN Hak yolunda yürüyen peygamberine şâhit; Mü’min olan beşere,
nur kandilinden muhit! EL-MÜHEYMÎN Dilerse rızkı vermez,
sabır için kullara; Dilerse saltanatı seriverir yollara.
EL-AZÎZ O’ndan büyük pâdişâh,
ne mümkün,
sümme hâşâ! Kâfir beşer mahşerde nâçar düşer telâşa… EL-CABBÂR Kudreti kâinâta sığmaz,
gâibe taşar.
Azâmeti ebedî zamanları da aşar.
EL-MÜTEKEBBÎR Şüpheye mahâl yoktur,
yücelerin yücesi! O’nunla imhâ olur hâdisenin nicesi.
EL-HÂLIK Varlığın ve kaderin takdîrine hâkimdir.
Olmayanı yaradan,
ezel ebed hekimdir.
EL-BÂRİ Dikeni gül dalına,
nişan diyerek koymuş.
Toprak değil,
su değil,
gülü yaşatan o’ymuş.
EL-MUSAVVÎR Vukû bulur emriyle mahlûkâtın eşkâli.
Secdeye şevk veriyor kalplerdeki işgâli.
EL-GAFFÂR Güneşe bulut gibi günahlara perdedir.
Âşikâr etmez suçu,
cezâsı mahşerdedir.
EL-KAHHÂR Karşısına geçip de cüret eden inkâra,
Cehennem ateşinde döner erimiş kar’a.
EL-VAHHÂB Kullarına nîmeti çokça ihsân eden Rab,
Dilde elhamdülillâh,
ne güzel sıfat Vahhâb! ER-REZZÂK Aldığımız son nefes bile O’nun nîmeti; Son nefese de şükür,
vuslatın alâmeti.
EL-FETTÂH Bir Kurân-ı Kerim ki,
sayfasında yok müşkül.
“Ol” dese oluverir,
darlık ateşi bir kül.
EL-ÂLİM İlim kaleminde hiç tükenmeyen mürekkep; Cihân ve âhirete kılavuz olan mektep.
EL-KÂBIT Şükrü zikir etmeyen,
dil pasını silemez.
Dar yollardan geçmeyen,
yürümeyi bilemez.
EL-BÂSİT Lütf ile muâmele,
sâlihlere ihsânı… Her hayrı kullarına varlığının lisânı.
EL-HÂFID Nice mağrur kavimler,
nice küfre düşenler,
Helâk oldu İblis’in ateşiyle pişenler.
EL-RÂFİ İmân ışığı yakıp selâmete erdirir; İrfân ile cenneti yollarına serdirir.
EL-MUÎZ Şu cihanda olmaya,
ikrâmından tek bir iz; İzzeti şânındandır,
şânından da pek azîz.
EL-MUZÎL Musîbet arayanlar,
lâyıktır azâbına; Yola gelmeyen kullar,
uğrarlar gazâbına.
ES-SEMÎ Konuşmaya ne hâcet! Gönülden versen bir ses,
Her şeyi işitendir,
lahzada bulur nefes.
EL-BASÎR Zifiri karanlıkta,
O âlemi sarınca,
Kandil gibi ışıldar simsiyah bir karınca.
EL-HAKEM Emriyle tüm mahlûkât,
eder hükmüne icrâ; Sanılmasın ki makber enginlerde bir ücrâ.
EL-ADL Arasat meydanında işitilen sesinde,
Adâletle hükmeder terâzi kefesinde.
EL-LATÎF Sırat köprüsü gibi mânâdan yana ince,
Bilinmeyen o lahza,
görülür halk edince.
EL-HABÎR Yalnız sanmasın kimse kendini mekân dardır; Yapılan gizli kalmaz,
her şeyden haberdardır.
EL-HÂLİM Azabdan evvel rahmet kapısını aralar,
Yumuşak hâlleriyle kalpte inci sıralar.
EL-AZÎM Rahlemde Kurân’ımla adını etsem ezber,
Günde beş defâ ezan sesi Allâhu Ekber! EL-GAFÛR Günah işleyen kulun kalbinde izi vardır; Vücutta ten olmasa,
yüzler yere nazardır.
EŞ-ŞEKÛR Cürme tövbe,
nîmete şükretmek kefârettir.
Elhamdülillâh demek,
ne büyük bir nîmettir.
EL-ALİYY Kürsüsüne Kurân’dan başka kitap konulmaz; Yücelerden yücedir,
hiçbir şeyde yanılmaz.
EL-KEBÎR Çölde kalanlara su,
buz tutan kalbe ateş; Târifine imkân yok,
bulunmaz
O’na bir eş.
EL-HÂFIZ Koruyup gözetiyor,
emânet ettiğini… Hiçbir mahlûk göremez,
terk edip gittiğini.
EL-MUKÎT Bir dilim ekmek için bir avuç un yaratmış; Dağıttığı rızkların değeri son karatmış.
EL-HASÎB Veresiye defteri sayalım bu dünyâyı; Hesap ânı gelince,
bozacak bu rüyâyı.
EL-CELÎL Şânıyla tûfan olmuş bir katre su çöllerde; İmânsız helâk olmuş,
boğularak göllerde.
EL-KERÎM Sakınmaz nîmetini,
kıymet bilen kulundan.
Cömertlikte zirvede,
gidersen hak yolundan.
EL-RAKÎB İster dağın ardına,
ister yerin dibine,
Nereye girsen görür,
ister çelik kabine.
EL-MUCÎB Duâ için açılan avuçlarda tecellî,
Âmin zikri yüreğe umut ile tesellî.
EL-VÂSİ İlmiyle âlemlerde kürsüleri kuşatmış; Hak için çarpan kalbi,
imân ile yaşatmış.
EL-HAKÎM Hüküm mührünü vurup pâk mübârek kâğıda,
Müslümanlar okurken İblis durmuş ağıda.
EL-VEDÛD Sevmek de ibâdettir,
sevdiğin mûteberse; Muhabbet hâsıl olur,
şâyet vuslat kaderse.
EL-MECÎD Lügatteki târife sığmayan Azimüşşân! Gördüğümüz manzara,
yüceliğine nişan.
EL-BÂİS Makbere defnedilen her fânî dirilecek.
Ol ebedî hayâta Sûr ile girilecek.
EŞ-ŞEHÎD Ezelden ebede her vukû bulana şâhit; İnsanın bilmediği sırlara da müşâhit.
EL-HAKK Gözlerin çevrildiği yerde tezâhür eder; Fahr-i Kâinât aşkla Kurân’ı mühür eder.
EL-VEKÎL Önünde saf tutamam,
senin kapından başka.
İtîmat kilidiyle ancak çıkılır köşke.
EL-KAVİYY Bir lahzada eritir kutuptaki buzları; İnsan ölmeden kalbde eritmeli buğzları.
EL-METÎN Kalem kırılır ama ağacı kırılamaz; Kudretini inkârla bir yere varılamaz.
EL-VELİYY Kelâmını hatmeden,
Rabbi ile dost olur; Cennet bahçelerinde,
Kevser içip mest olur.
EL-HAMÎD Toprağından dem alıp açar ezân çiçeği; Övgüye lâyık olan,
gösteriyor gerçeği.
EL-MUHSÎ Her ne varsa âlemde sayısını biliyor.
Katmer katmer günahı,
şükrün ile siliyor.
EL-MUBDÎ Misli yokken mahlûkun,
vâr etti cümlesini; Şekil verip başlattı,
imtihân hamlesini.
EL-MUÎD Topraktaki tomurcuk büyüyüp meyve verir; Dalından yere düşüp eski hâline gelir.
EL-MUHYÎ Rahminde beyaz karın,
çırpınırken kardelen,
Güneş doğup üstüne,
cân ile gelir selen.
EL-MÜMÎT Can verip can alanla,
ölüm ne güzel vuslat! Cânâna varmak için gönül gözünü ıslat! EL-HAYY İnsanlar kefenlenir,
bitki dalında kurur.
Kervanlar göçerken O,
yerli yerinde durur.
EL-KAYYÛM Mü’minler birbirine bağlanmış bir binâdır.
Enkazlardan kurtaran,
fesattan imtinâdır.
EL-VÂCİD Varlığım fedâ olsun yegâne sâhibime! Âzâdımı istemem,
mühür vursun kalbime.
EL-MÂCİD Şânına boyun eğip etmeli aşkla secde… Salınsın gözyaşları,
gönül kapılsın vecde.
EL-VÂHİD Her dâim yanımızda,
gündüzü akşamıyla; Yegâne mevcuduyla,
bitmez ihtişâmıyla.
ES-SAMED Şefaat dileyerek,
mihrâba yüz vurmalı.
Affına muhtâç olan kul ağlayıp durmalı.
EL-KADÎR Medet sâdece O’ndan,
zîrâ her şeye kâdir.
Yıldızlar yanar cennet hududlarında bir bir.
EL-MUKTEDÎR Rüzgârıyla o lahza savurur tenden rûhu; Helâk eder imândan o münezzeh gürûhu.
EL-MUKADDÎM Ne mutlu ki şükrünü eksik etmemiş beşer,
Ön saflarda yürüyüp Arş gölgesine düşer.
EL-MUAHHÎR Emre itaatsiz kul geride kalan zelîl; CihÎnda ettikleri,
âhiretine delîl.
EL-EVVEL Ezelin öncesinde yine yaradan vardı.
Zîrâ ezeli de halk eden yüce mîmardı.
EL-ÂHİR Son defâ selâm verip cihâna batar güneş; Işık söner,
ruh göçer,
O kalır varlığa eş.
EZ-ZÂHİR Kalben tasdîk ederim,
dille ikrâr ederim; Varlığını reddeden sözü inkâr ederim.
EL-BÂTIN Açılsa sır perdesi,
dağlar yerinden oynar.
Aralasan bir nebze,
gözler eriyip kaynar.
EL-VÂLİ Yalnız O’nun hükmünde,
kâinâtı idâre.
Olmasaydı cihânı zapt ederdi bâdire.
EL-MÜTEÂLİ Yüceliği önünde sükût edip çökmeli; Secdeye alın vurup gözyaşları dökmeli.
EL-BERR İyi hâlinden suâl etmekten men olmuşuz; Zîrâ baştan aşağı kadar salâh bulmuşuz.
EL-TEVVÂB Peygamber müjdeliyor,
hamdü senâ dildedir.
Cennetin anahtârı,
tövbe eden eldedir.
EL-MUNTEKÎM Hak huzûrunda yalın ayakla kalınacak.
Zulme tâbî olandan intikâm alınacak.
EL-AFÜVV Affına mazhâr olur,
gönülden niyâz eden.
Aftan ümit kesilse,
nasıl yaşardı beden? ER-RAÛF Şefkati ile sarar merhamet kundağına; Muhabbetini yazar,
kulun gönül dağına.
MÂLİK’ÜL-MÜLK Sıra sıra saf tutan âlemlerin tapusu.
Mülk sâhibine şâhit,
Arş-ı Âlâ kapısı.
ZÜLCELÂLİ VE’L-İKRÂM Dünyâda misâfiriz; nerde Ashâbı Kirâm? Gelip geçen her fânî görmüş izzetü ikrâm.
EL-MUKSÎT Hazreti Âdem aynı demi teneffüs etmiş.
Adâletin kendisi hak yolunu vâdetmiş.
EL-CÂMİ Her mahlûkât,
her beşer kıyâmette toplanır.
Zâlimler cehennemde ateşlere saplanır.
EL-GANİYY Hazînelerle dolu sandığın anahtârı; Hesâbı akla ziyân tükenmeyen miktârı.
EL-MUĞNÎ Gönül kapın açıksa,
sen herkesten zenginsin.
Zemzemle doldurulmuş denizlerden enginsin.
EL-MÂNİ İstemezse şâyet kim şu dünyâyı döndürür? Emriyle kâinâtın güneşini söndürür.
ED-DARR Ne gelirse hamd olsun,
kalpteki ezâ bile! Belâ sandıklarımız,
hayırlara vesîle.
EN-NÂFİ Yatağında gecenin kasvetiyle bir hasta,
Duâdan müteşekkil şifâsına vâsıta.
EN-NÛR Kâinâtın güneşi,
nûrunun bir mislidir.
Görmeye kudret yetmez,
gözler ondan islidir.
EL-HÂDİ Gözdeki sis perdesi yırtılıp da dağılsa,
Kul hidâyet vereni,
doğru yolunu bulsa… EL-BEDÎ Âlemleri târifte bütün diller lâl olur.
Müşkül olan tasvîre,
fayda ilmihâl olur.
EL-BÂKİ Ecelin şerbetini ikrâm eder de sâki,
Cemî cümle mahlûkât gider O kalır bâki.
EL-VÂRİS Her servetin hakîki sâhibi O’dur yalnız.
Neden sandın ey gönül,
neden kabristan
ıssız? EL-RÂŞİT Gösterdiği yol doğru nizâm ile çevrilmiş.
Rehberden ayrılan kin rüzgârıyla devrilmiş.
ES-SABÛR Olmasa âsilere tövbe için müddeti… Cihânda vâr olurdu,
cehennemin şiddeti.
Uğur Benek
Bu eser Esmaül Hüsna Lügatı ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.