Gafletle gezen her rûh hicranla yanar-ağlar,
Bir bir göçerken dostlar hiç arkaya bakmadan; Ölüm şarkılarıyla eser esince rüzgâr Ve söndürür geçer,
tek meş’ale bırakmadan… Ne dost ne yoldaşı var,
yapayalnız yollarda,
Zulmet zulmet üstüne tüm ufuklar kararmış; Hazanla dökülen yapraklar gibi ard arda,
Düşenler uçup gitmiş,
kalanlar da sararmış.
Bakınca rikkatle hasreti içimi sardı,
Dalgındı durduğu yerde,
bakışları ürkek; Bugünü-yarını andı,
andı ve karardı,
Yaşamak bu ise tam kabir azabına denk… Korkuyla kıvranır,
telaşla etrafı gözler,
Zihni allak-bullak,
kalbi hüzünle burkulu; Doğduğuna bin pişman,
ölüp gitmeyi özler,
Dokunsan ağlayacak,
bahtsız o kadar dolu.
Bir başka duyar varlığı Hakk’a uyananlar,
Dünyaları tıpkı Cennetler gibi sımsıcak; Sînelerinde göklerin sesini duyanlar,
Rûhları huzur içinde,
ufukları apak.
Gel imanla kanatlan ve süzül enginlere; Sakın rûhuna dar gelen eb’âda takılma! Sendedir sığmayan sır göklere ve yerlere,
Yaraşmaz sana; göğe,
yere sıkışıp kalma!.
Şahlan daha coşkun,
daha canlı,
daha gergin; Hep hayat üfle etrafa rûhunun sesinden! Artık meydanlar senin,
dem senin,
devran senin,
Haykır ve anlat mâzinin altın nefesinden… Panjurlar açılmışken zümrütten tepelere,
Şafaklar pırıl pırıl ufukta tüllenirken; Kalk ömrün ikbâlini duyur,
duyur her yere! En erken kalktığın gecelerden daha erken…
Bu eser Şafaklar Tüllenirken ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.