Melez kollarını sardın belime Paslı kelepçeni vurdun elime Çapraz makasını serdin dilime Bu defa canıma tak dedin,
gurbet! Yolların dikenli bir uçtan… uca Serptin küllerimi avuç avuca Gözlerim dolupta sarhoş olunca Soydun ayağımı,
çık dedin,
gurbet! Sıktım dişlerimi,
yola koyuldum Hırpalandım,
tırmalandım,
soyuldum Harabeler içi,
bir duvar buldum Yaslanayım derken,
çek dedin,
gurbet! Bir kamçı salladın yalın yaraya Tekmeledin beni,
attın sıraya Yolumuz varınca kanlı dereye Bir yudum su,
dedim; yok dedin,
gurbet! Taktım dudağıma yırtarcasına Yanan dişlerimi,
boyadım kana Islık ıslık gelen kara yılana Kulağın tozundan sok dedin,
gurbet! Kement attın sürülere,
dallara Zehir kattın çiçeklere,
ballara Volkanlardan taşan şaşkın sellere Al şu sersemi de yak dedin,
gurbet! Sinemde taşıdım duvar taşımı Çamura işledim akan yaşımı Atınca dibine yaslı başımı Esen rüzgarlara yık dedin,
gurbet! Bir çukur gösterdin dar ve serseri Toprağı kaynamış bir mezar yeri Bir takoz getirdin uzun ve sivri İşte mezar taşın,
çak dedin gurbet! Taşım dedim,
öptüm yalarcasına Atıldım çukura dalarcasına… Doladın pençeni yolarcasına Çektin saçlarımdan,
çık dedin,
gurbet!
Bu eser Gurbet ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.