Yaratıldı dürr-i Yektâ,
yedi kat semâdan evvel Yüce nûru en mücellâ,
bedeniyle en mükemmel Ve gelince asr-ı rahmet,
uzanır şifâlı bir el Ne nasipli bir bahardır,
o güzel Rabîulevvel O son elçisiydi Arş’ın okuyordu Arz’a ferman Dili bal akan bir ümmî,
okunurdu O’nda Kur’ân Alıyor bu şânı elbet,
O’nu gönderen makamdan
O’nu seçti çünkü Allâh,
O’nu sevdi çünkü Rahmân Sönüyor,
alevli âteş,
yıkılır,
sütün ve taçlar
Göz ucuyla emri kâfî,
koşarak gelir ağaçlar
Niceler doyar tükenmez,
bereketlenir kıraçlar
O Mübâreğin dilinden,
buluyor şifâ,
ilâçlar Anadan çocukken öksüz,
daha doğmadan yetimdi Dede,
amca öldü bir bir,
koruyan yetîmi kimdi Senetü’l-hüzün geçerken,
yaşanan azâb elimdi Ve Burak’la geldi Cibril,
gidilen makâm azimdi Yürüyüşte bir asâlet,
duruşunda bir metânet Yüreğindedir sadâkat,
omuzundadır emânet Her işinde saklı hikmet,
bakışıysa tam fetânet Beşeriyyet üstü insan,
melek üstüdür bu tıynet O’nu ilk kez görenler,
duyuyordu önce heybet Isınırdı arkasından,
oluşurdu bir muhabbet Kızaran yüzünde îkaz,
mütebessiminde rağbet O ne şanlı arkadaşlık,
ne nasiptir O’nla sohbet O ki her yönüyle mâsum,
her adım rızâyı tartar Kilit oldu şerre her an,
iyilikte hep anahtar Olamazdı zerre noksan.
oluverse zelle miktar Koruyor o anda Rahman,
iniyor o anda ihtar Koca devletin başıyken,
iki hurma elverirdi Dileyen alırdı O’ndan,
diyemez,
hayır,
verirdi Kapısında dursa muhtaç,
dayanır mı hiç erirdi Ne gelirse Hakk katından,
fukarâya gönderirdi Savaşında bir gazanfer,
yenilir mi böyle bâzû Söküğüyle kendi meşgul,
eşi olmayan tevâzû O şirin Hasan Hüseyn’in yeri merhametli omzu Ama Hakk’a hasredilmiş,
bütün iştiyak ve arzû Geceler boyunca kâim,
Yüce Rabbinin huzûru Yaradan’la hep mülâkî,
gözünün,
namazdı nûru Ramazan’da kat kat infak,
yüce bir kerem zuhûru O’nu gördüğünde Mecnûn,
unutuldu gitti Leylâ O’na denmemiş mi Levlâk,
O’nu sevmemiş mi Mevlâ Yaradan sever de kullar,
O’nu sevmiyor mu hâlâ Sevinir,
sevilse mahbûb,
sevinir Refîk-i Âlâ Sığınır O Şâh’a varlık,
nice kof beşer inanmaz
Yarılır da ortadan ay,
nice puslu göz uyanmaz
Kütük ayrılıktan ağlar,
nice ham gönül utanmaz
Kayalar selâm dururlar,
nice taşta yankılanmaz
Dağılır gider karanlık gecenin sabâhı O’nda Bütün ömrü kaydedilmiş,
beşerin felâhı O’nda Sözü,
Fi’li hep yazılmış,
her işin salâhı O’nda Daralan sadır ferahlar,
gönül inşirâhı O’nda Gülüverse gül yüzünden,
açılırdı gonca güller
Teri düştü,
yeryüzünden,
bitiverdi bunca güller
O’nu koklamış sayıldık,
bize misk olunca güller
Yine ellerinde açsın,
gün olup solunca güller
Bu cihâna tek sebep var o da Aşk-ı Mustafâ’dır Nefesin ki Yâ Muhammed.
ölü kalbe bir şifâdır Sana ittibâ ve hürmet,
bereketli bir safâdır Sana uymayan gidişler,
bilirim ki hep cefâdır Yakışır bütün cihânın,
gülü,
serteser derilse Kademinle geçtiğin her yola katbekat serilse Salevat getirse diller ve edeple gönderilse Bize bir yudum şefâat ve huzurda yer verilse “Kişi sevdiğiyle yârın olacak” dedin “berâber” Seni Yâ Habîb-i Rahman,
seviyor bu abd-i kemter Seni sevmemek ne mümkün? bu gedâ kapında inler Eşiğinde beklerim ben,
ne olur rızânı göster Bu firâka yandı gönlüm,
bir ümit dayanmak ister Seni görmemiş bu gözler,
görerek uyanmak ister Yanar ümmetin Efendim,
su arar da kanmak ister Bizi vâr eden bu aşkın ateşinde yanmak ister Unutur mu görse bir kez,
o Cemâle erse gözler
Uzağında kalmışız biz,
Seni görmeyen de özler
Sana âşık Tâlî,
“izinin tozunda yüzler” Seni medhe yetmez elbet,
şu kırık dökükçe sözler
Bu eser Yaratıldı Dürri Yekta ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.