Savaşa Hazırlıklar
| Eser | Savaşa Hazırlıklar |
| Söyleyen | Mustafa Demirci |
| Kategori | İlahi |
| İstatistik | 4,767 Görüntülenme |
| Etiketler | #Mustafa Demirci#ilahi#Savaşa Hazırlıklar |
Savaşa Hazırlıklar İlahi Hakkında
Savaşa Hazırlıklar başlıklı bu içerikte ilahi sözlerine,
varsa dinleme videosuna ve eserle ilgili temel bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa, İlahi kategorisindeki ilahileri daha kolay bulmak,
okumak ve sevdiklerinizle paylaşmak için hazırlanmıştır.
Eserin söyleyeni/sanatçısı Mustafa Demirci olarak kayıtlıdır.
Benzer ilahiler bölümünden aynı türdeki diğer içeriklere de göz atabilirsiniz.
Arşiv Bilgisi
Savaşa Hazırlıklar, İlahi arşivinde
eser adı, sanatçı bilgisi, kategori ve dinleme bağlantısı ile birlikte düzenlenmiştir.
Dinleme ve Söz
Bu sayfada ilahi sözlerini okuyabilir, video bağlantısı mevcutsa eseri dinleyebilir
ve sayfadaki temel bilgilerle içeriği daha kolay tanıyabilirsiniz.
Keşif Önerisi
Aynı kategori ve benzer ilahi önerileri, aradığınız esere yakın içerikleri daha hızlı
bulabilmeniz için arşiv mantığıyla listelenir.
Mekkeliler Kızıl Deniz kervan yolunu kaybettiklerini üzüntüyle fark ettiler.
Tek seçenek olan diğer yolun ise bir dezavantajı vardı Necd’den geçen yola kuyular çok uzaktı.
Fakat yaz ayları yakın olduğu için kervana su taşıyan birkaç deve ekleyerek yolu güvenilir hale sokmak mümkündü.
Kureyşliler Irak’a yüzbin dirhem değerinde gümüş eşya taşıyan zengin bir kervan göndermek istiyorlardı.
Kervan Safvân’ın yönetiminde yol alacaktı.
Medîne Yahudilerinden bazıları bunu duymuş ve aralarında konuşuyorlardı.
O sırada ensârdan biri onların söylediklerine kulak misafiri oldu ve duyduklarını hemen Peygamber (s.a.v)’e haber verdi.
Peygamber (s.a.v),
Zeyd (r.a.)’in kumandanlık yeteneği olduğunun farkındaydı.
Bu nedenle onu yüz atlının kumandasında kervanın yolunu kesmek üzere,
yol üzerindeki su kaynaklarından biri olan Karede’ye gönderdi.
Ordunun küçük olması Zeyd’in planını uygulamasını kolaylaştırıyordu.
Ani ve görünmeden kervana saldırdılar.
Bu ani saldırıdan korkan Safvân ve adamları kaçtılar.
Zeyd ve adamları yükleriyle birlikte tüm develeri alarak zafer içinde Medîne’ye döndüler.
Birkaç da köle elde etmişlerdi.
Karede felâketi,
Mekkelilerin Bedir’den beri süren savaş hazırlıklarının hızlandırılmasına neden oldu.
Haram ay olan Receb’le birlikte,
kış mevsimi ve M.S.
625 yılı geçmiş oldu.
Bunu takip eden ayda Hafsa ile Peygamber (s.a.v) evlendiler.
Ramazan’ın ve orucun gelişiyle birlikte Müslümanlar büyük bir sevinç daha yaşadılar Fâtıma bir erkek çocuğu dünyaya getirmişti.
Peygamber (s.a.v),
çocuğun kulağına ezan okudu ve ona “Güzel” anlamına gelen el-Hasan adını verdi.
Dolunay çıktığında,
yani ayın ortalarında Bedir’in yıldönümü yaşandı.
O ayın sonunda Peygamber (s.a.v) Mekke’den Medîne’ye gelen bir atlının getirdiği bir mektup aldı.
Mektup amcası Abbâs’tandı; Medîne’ye doğru yola çıkan üç bin kişilik orduyu haber veriyordu.
Yedi yüz zırhlı ve iki yüz atlıları vardı.
Eşya taşıyan ve kadınların çardaklarını taşıyan develer sayılmasa bile her askere bir deve düşüyordu.
Mektup Medîne’ye ulaştığında Kureyş ordusu yola çıkmıştı.
Ebû Süfyân,
kumandan olarak,
yanına karısı Hind’i ve ikinci karısını da almıştı.
Safvân da onun gibi iki karısını getirdi; diğer liderler ise eşlerinden sadece birini getirmişlerdi.
Mut’im’in oğlu Cübeyr Mekke’de kalmış,
fakat tüm Habeşistanlı soydaşları gibi cirit atmakta usta olan kölesi Vahşî’yi göndermişti.
Vahşî’nin attığı cirit hedefinden çok seyrek şaşardı.
Cübeyr ona şöyle demişti “Eğer benimkine karşılık Muhammed’in amcası Hamza’yı öldürürsen,
seni serbest bırakacağım.” Hind bunu duymuştu.
Ordu konakladığında,
kampta ne zaman Vahşî’yi görse ona şöyle diyordu “Ey karanlıkların babası,
git onu söndür ve sonra zevkle seyret”.
Vahşî’ye,
sahibinin ödülünün yanı sıra kendisinin de ödül vereceğini söylemişti.
Ensâr ve muhâcirlerin,
düşman gelmeden önce daha bir haftaları vardı.
Bu süre içinde şehir duvarları dışında,
vahanın çeşitli yerlerinde yaşayanlar hayvanlarıyla birlikte şehrin içine yerleştirilmeliydi.
Bu görev yerine getirildi ve şehir duvarları dışında ne bir at ne bir deve ne de bir koyun kalmadı.
Bundan sonra yapılacak iş Mekkelilerin planlarını öğrenmekti.
Onların sahildeki batı yolunu takip ettikleri haberi geldi.
Bu sırada içeriye doğru yöneldiler ve Medîne’nin beş mil kadar batısında konakladılar.
Daha sonra kuzeybatıya birkaç mil yol aldılar ve Medîne’ye kuzeyden bakan Uhud Dağı’nın eteklerindeki düzlüğe kamp kurdular.
Peygamber (s.a.v)’in gönderdiği haberciler ertesi sabah,
düşman sayısının gerçekten mektuptaki gibi olduğu haberiyle geri döndüler.
Kureyş’in yanı sıra,
Sakîf kabilesinden yüz adamla birlikte Kinâne ve diğer müttefiklerinden de temsilciler vardı.
Üç binden fazla deve ve iki yüz at,
tüm otlağı ve henüz hasat edilmeyen ekinleri yiyorlardı.
Kısa bir süre sonra oralarda yeşillikten eser kalmayacaktı.
Orduda hemen saldırma belirtileri görülmüyordu.
Bununla birlikte o gece şehrin etrafına asker yerleştirildi.
Biri Evs’li,
diğeri Hazrec’li olan iki Sa’d,
yani İbn Mu’âz (r.a.) ve İbn Ubâde (r.a.),
Peygamber (s.a.v)’in kapısı dışında beklemek gerektiğine karar verdiler.
Useyd ve bir grup askerle gece Peygamber (s.a.v)’in kapısında nöbet tuttular.
Peygamber (s.a.v),
henüz silahlarını kuşanmamıştı.
Fakat rüyasında,
kendisini zırh giymiş bir halde bir koçun üstünde giderken gördü.
Elinde bir kılıç vardı.
Kılıca baktığında içinde bir diş; etrafında da kendisinin olduğunu bildiği bir grup büyük baş hayvanın kurban edildiğini gördü.
Ertesi sabah rüyasını arkadaşlarına anlattı ve onu şöyle yorumladı “Zırh Medîne’dir; kılıcın içindeki diş,
bana yöneltilecek olan bir darbeyi; kurban edilen hayvanlar da ashâbımdan öldürülecek olanları temsil ediyor.
Benim üzerine bindiğim koç ise,
inşaallah öldüreceğimiz,
kâfirlerin bölük başkanını işaret ediyor.” Peygamber (s.a.v)’in ilk düşüncesi şehrin dışına çıkmayıp içten bir savunma mekanizması kurmaktı.
Bununla birlikte kendi görüşüne diğerlerinin de katılıp katılmayacaklarını öğrenmek amacıyla meseleyi istişâre etmek için arkadaşlarını topladı.
İlk konuşan İbn Übey oldu.
“Bizim şehrimiz,
bize karşı hiçbir zaman saldırıya meydan bırakmayan bâkire bir şehirdir.
Biz bu şehirden büyük kayıplar olmaksızın hiçbir düşmana saldırı için çıkmadık.
Bu şehre saldıranlar ise hep büyük kayıplarla karşılaştılar.
O halde,
ey Allah’ın Rasûlü; onları bırak,
ne yaparlarsa yapsınlar.
Orada kaldıkça,
felâket onların olacaktır.
Geri döndüklerinde ise amaçlarını yerine getirememiş olarak geri döneceklerdir.” Namazdan sonra Peygamber (s.a.v)’in arkasında iki adam önemli kararlar almak için ona danışmak üzere bekliyorlardı.
Bunlardan biri kendini İbrahim dininin temsilcisi kabul eden Ebû Amir’in oğlu Hanzele idi.
Babasının şimdi Uhud’da düşman kampları arasında olduğundan haberi yoktu.
O gün,
Hanzele’nin birkaç hafta öncesinden belirlenmiş olan düğün günüydü.
O,
İbn Übey’in kızı,
kuzeni Cemîle ile nişanlıydı.
Savaşa gitmeye kararlı olmasına rağmen,
düğünü ertelemek istemiyordu.
Peygamber (s.a.v.) düğününü yapmasını ve geceyi Medîne’de geçirmesini söyledi.
Güneş doğmadan önce çatışma başlayamayacağına göre,
Hanzele (r.a.) ertesi sabah orduya yetişebilirdi.
Ordunun hangi yollardan geçtiğini araştırarak onlara ulaşması mümkündü.
Diğer adam,
Hazrec kabilelerinden Benî Selime’li Abdullah İbn Amr (r.a.)’dı.
O üç yıl kadar önce,
putperest olarak hac yolculuğuna çıkıp Mina’da Müslüman olan ve daha sonra İkinci Akabe’de Peygamber (s.a.v)’e biat eden adamdı.
Birkaç gece önce Abdullah,
Hayseme’ninkine benzer bir rüya görmüştü.
Rüyasında ona bir adam gelmişti.
O,
adamın ensârdan Mübeşşir olduğunu farketmişti.
Adam “Birkaç gün içinde bize geleceksin” demişti.
Abdullah “Neredesin?” deyince adam “Cennet’te.
Biz orada,
istediğimiz her şeye sahip oluruz” cevabını vermişti.
Abdullah’ın “Sen Bedir’de öldürülmemiş miydin?” sorusunu ise şöyle cevaplamıştı “Evet öldürüldüm,
fakat bana tekrar hayat verildi”.
Abdullah rüyasını Peygamber’e anlatınca Peygamber ona “Ey Câbir’in babası,
bu şehadettir” dedi.
Abdullah da böyle tahmin ediyordu; fakat yine de bunu Peygamber (s.a.v)’in ağzından duymak istemişti.
Daha sonra savaş hazırlıklarına başlamak ve çocuklarıyla vedalaşmak için evine döndü.
Karısı yeni ölmüştü.
Geride ise,
yedi kız çocuğu ve onlara ağabeylik eden Câbir’i bırakmıştı.
Babası eve geldiğinde Câbir çoktan mescidden dönmüş,
silahlarını hazırlamaya koyulmuştu.
Bedir’de bulunmadığı için bu kez Peygamber (s.a.v)’le savaşa gitmeyi çok istiyordu.
Fakat babasının düşüncesi farklıydı.
“Oğlum” dedi babası,
“onları – kızlarını kasdederek – yalnız bırakmamalıyız.
Onlar küçük ve çaresizler.” “Onlar için korkuyorum.
Fakat ben Allah’ın Rasûlü ile birlikte,
şehid olmak için gidiyorum,
onları da sana emanet ediyorum.” Müslümanlar ikindi namazında tekrar bir araya geldiler.
O zamana kadar yukarı Medîneliler hazırlanıp mescide gelmişlerdi bile.
Namazdan sonra Peygamber (s.a.v) Ebû Bekir ve Ömer’i kendi evine götürdü.
Onlar Peygamber (s.a.v)’in savaş için hazırlanmasına yardım ettiler.
Adamlar dışarıda sıralanmış bekliyorlardı.
Sa’d İbn Muâz (r.a.) ve kabilesinden birkaç adam onlara kızarak “Siz,
Allah’ın Rasûlü istemediği ve O’na semâdan haber gelmediği halde onu savaşa zorladınız.
Bırakın da kararı o versin” dediler.
Peygamber (s.a.v) dışarı çıktığında,
sarığını miğferinin üstüne sarmış,
zırhını giymiş ve kılıcını kuşanmıştı.
Adamlardan çoğu,
O’nu görünce biraz önceki sözlerine pişman oldular ve “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sana karşı çıkmamız söz konusu değil,
sana hangisi iyi görünüyorsa onu yap” dediler.
Peygamber (s.a.v) onlara şu cevabı verdi.
“Bir peygamber silahlarını kuşandıktan sonra,
Allah,
düşmanlarıyla onun arasında hüküm verene kadar onları çıkarmaz.
Bu nedenle size emrettiklerimi yapın ve Allah adına ilerleyin.
Eğer sebat gösterirseniz zafer sizindir.” Daha sonra iki sopa istedi ve onlara üç sancak bağladı.
Evs’in sancağını Üseyd’e,
Hazrec’inkini Bedir kuyularıyla ilgili tavsiyeyi veren Hubab’a,
muhâcirlerinkini de Mus’ab’a verdi.
Yine,
amâ olan Abdullah İbn Ümmü Mektûm (r.a.)’u kendi yokluğunda namazları kıldırması için imam tayin etti.
Sekb adındaki atına bindi,
yayını omuzuna astı,
eline de bir mızrak aldı.
Başka kimse bineğine binmemişti.
İki Sa’d (İbn Ubâde ve İbn Muâz) Peygamber (s.a.v)’in önünde gidiyordu.
Her iki tarafta toplam binden fazla adam vardı.
Savaşa Hazırlıklar İlahisi Hakkında
Savaşa Hazırlıklar, Mustafa Demirci tarafından seslendirilen ve
ilahi-sozleri kategorisinde yer alan önemli bir manevi eserdir.
Bu ilahi, İslam kültüründe yüzyıllardır söylenen ve günümüzde de büyük ilgi gören
ilahi geleneğinin güzel örneklerinden biridir. Eser, sözleri ve melodisiyle
dinleyicilere manevi bir yolculuk sunar.
Sözlerin Anlamı ve Mesajı
İlahinin sözleri, manevi duyguları ve ilahi aşkı ifade eden derin anlamlar taşır.
Savaşa Hazırlıklar ilahisi, dinleyicilerini Allah'a yakınlaştırmayı
ve manevi değerleri güçlendirmeyi amaçlar. Eserde işlenen temalar arasında
ilahi aşk, peygamber sevgisi, dünya hayatının geçiciliği ve ahiret bilinci
gibi konular öne çıkar.
Mustafa Demirci Yorumuyla
Mustafa Demirci, kendine özgü yorumu ve içten sesiyle bu ilahiyi icra etmiştir.
Sanatçının sade ve duygusal üslubu, ilahinin manevi etkisini artırır.
Mustafa Demirci'nın repertuvarında yer alan bu eser, dinleyiciler tarafından
sıklıkla tercih edilen ve paylaşılan bir ilahi olmuştur.
Ne Zaman Dinlenir?
Bu ilahi, özellikle şu zamanlarda dinlenmesi tavsiye edilir:
- Sabah namazı sonrası güne manevi başlangıç için
- Akşam dinlenme saatlerinde huzur bulmak için
- Ramazan ayı ve kandil gecelerinde
- Yolculuk sırasında manevi atmosfer için
- Zor zamanlarda manevi destek için
İlahi Dinlemenin Faydaları
Manevi müzik dinlemek, bilimsel araştırmalarla da kanıtlandığı üzere insan ruhu
üzerinde olumlu etkiler bırakır. İlahi dinlemek; stres seviyesini düşürür,
kalp ritmini düzenler, ruhsal dinginlik sağlar ve kişinin kendisiyle barışık
olmasına yardımcı olur. Bu tür manevi eserler, günlük hayatın stresinden
uzaklaşmak ve iç huzuru bulmak için etkili bir araçtır.
Benzer İlahiler
Bu ilahiyi beğendiyseniz, sitemizdeki benzer manevi eserleri de keşfedebilirsiniz.
Sanatçı dizininde Mustafa Demirci'nın diğer eserlerini,
kategori bölümünde ise aynı türdeki diğer ilahileri bulabilirsiniz.
Telif ve Kaynak Bilgisi
Bu sayfada yer alan ilahi kaydı, ilgili hak sahibinin izniyle veya kamuya mal
olmuş kaynaklardan elde edilmiştir. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz
içerikler için lütfen iletişim sayfamızdan bize
ulaşın; en kısa sürede gerekli işlem yapılacaktır.
BU GÜZEL İLAHİYİ SEVDİKLERİNİZLE PAYLAŞIN
Bunlar da İlginizi Çekebilir