Kırk Yaşındasın

Eser Kırk Yaşındasın
Söyleyen Dursun Ali Erzincanlı
Kategori İlahi
İstatistik 2,908 Görüntülenme
Etiketler #Dursun Ali Erzincanlı#ilahi#Kırk Yaşındasın
Rahmetini umarak Günahkar bir dille; Allah azze ve celle Ya Rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.
İşte Bir yaşındasın,
Ben-i Sa’d yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor Kıtlık hüküm sürüyor Ben-i Sa’d yurdunda Minicik bir bulut var gökyüzünde Sana âşık… Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında… Hz.Halime kucağına alıyor seni Yeryüzünde bir gölgelik…seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde Sana meftun,
sana kilitli… Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip Kıtlığı da unutuyor,
yağmuru da,
duayı da Ama sen unutmuyorsun Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına Büyüyor,
büyüyor… Sonra nazlı,
nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini Çoğusu bilmiyor seni… Altı yaşındasın
Medine-i Münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında Sonra yolda,
Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni Mekke’ye annesiz giriyorsun Abdulmuttalip bir başka seviyor seni Ebu Talip bir başka seviyor Ya Rasulallah Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya Kaç gece anne diye hıçkırdın Efendim! Senin yerine de anne dedik annemize Senin yerine de baba dedik Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil Şefkat yayıyor kokun Güven veriyor sesin Sen Muhammed-ül Emin’ sin Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar İniltiler
çalıyor kapısını göklerin Hadi gel bekletme yar Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin… Hadi gel ey yâr! Nurdağı’na davet var İşte Kırk yaşındasın
Hira Nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden Ve nokta nokta her yerden salat,
selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ” ah! ” sın Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen Nebiyullah’sın Sen Habibullah’sın Sen Rasulullah’sın Niye incittilerki seni sultanım Niye işkence yaptılarki sana Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
Himayesiz kaldın diye mi Kâbe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne ” amca,
yokluğunu ne çabuk hissettirdin ” deyişin Harem’de namaz kılışın geliyor aklımıza Başına pislikler saçılıyor Başlar feda o mübarek başına Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âlâ ” bu koşan kimdir ” diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim? Ve cevap veriyor biri Muhammed’ in kızı Fatımatüz-Zehra Velilerin anası… Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın Sana yeryüzünde en çok benzeyen Gülmesi sen,
ağlaması sen ” ağlama kızım ” deyişin geliyor aklımıza Niye çıkardılar ki yurdundan seni Himayesiz kaldın diye mi Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni Seni yetim bulup barındıranı Seni âlemlere rahmet kılanı Onlar deli diyorlardı sana,
sen susuyordun Mecnun diyorlardı,
şair diyorlardı,
sen susuyordun “seni bizim elimizden kim kurtaracak” diyorlardı Sen,
Sen ” Allah! ” diyordun Allah azze ve celle Semayı haşyet kaplıyordu Sen ” Allah! ” diyordun Arş-ı Âlâ titriyordu Bedir’ de ” Allah! ” diyordun Üç bin melek iniyordu alaca atlarda Yüz yirmi beş bin sahabi ” anam babam sana feda olsun ” diyordu Ya Rasulallah Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun Neccaroğulları’nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi ” beni seviyor musunuz ” diye sormuştun onlara ” seni çok seviyoruz ya Habiballah ” demişlerdi Sen de ” Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum” demiştin Bu gün yaşayan gençler var Neccaroğulları’nın kızları değil belki Ama seni onlar da çok seviyor Gözyaşlarından belli ki seni canlarından
REKLAM
REKLAM ALANI

çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âlâ duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın Ve mübarek ellerini dizine vurarak ” görüyor musunuz ne kadar güzel ” demiştin Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti ” anam babam sana feda olsun ya Rasulallah,
onu bana ver ” Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile İstendiğinde katiyyen ” hayır ” demediğini bile bile ” peki ” dedin o zata Ve sen yine yamalı,
eski cübbeni giydin Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı Aynı cübbeden yine yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’ nin diliyle ” benden sonra öyle kimseler gelecek ki,
keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler ” Ve Hz.
Enes ile paylaşmıştın özlemini ” beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim” Sultanım! Ey Medine minberinde ” ümmeti,
ümmeti ” diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında âlemler hesabına ” Allah! ” diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük,
bey’ at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen âmenna Duyduk,
itaat ettik Ya Rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın…
Bu eser Kırk Yaşındasın ismiyle İlahi kategorisine eklenmiştir.
Yorum Yapın
Güvenlik: 4 nedir?

REKLAM

Alt Reklam Alanı (Esnek / AdSense)