i Nur-Şükür Risalesi

Eser i Nur-Şükür Risalesi
Söyleyen Hayri Küçükdeniz
Kategori İlahi
İstatistik 4,220 Görüntülenme
Etiketler #Hayri Küçükdeniz#ilahi#i Nur-Şükür Risalesi
ŞÜKÜR RİSALESİ-TAMAMI-TIKLA İNDİR بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 1 Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan tekrar ile اَفَلاَ يَشْكُرُونَ..
اَفَلاَ يَشْكُرُونَ..
وَسَنَجْزِى الشَّاكِرِينَ لَئِنْ شَكَرْتُمْ َلاَزِيدَنَّكُمْ – بَلِ اللهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ 2 gibi âyetlerle gösteriyor ki,
Hâlık-ı Rahmân‘ın,
ibâdından istediği en mühim iş şükürdür.
Furkan-ı Hakîmde gayet ehemmiyetle şükre davet eder.
Ve şükür etmemekliği,
nimetleri tekzip ve inkâr suretinde gösterip,
فَبِاَىِّ آلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ 3 fermanıyla,Sûre-i Rahmân’da şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir defa şu âyetle tehdit ediyor,
şükürsüzlüğün bir tekzip ve inkâr olduğunu gösteriyor.
Evet,
Kur’ân-ı Hakîm,
nasıl ki şükrü netice-i hilkat gösteriyor.
Öyle de,
Kur’ân-ı kebîr olan şu kâinat dahi gösteriyor ki,
netice-i hilkat-i âlemin en mühimi şükürdür.
Çünkü,
kâinata dikkat edilse görünüyor ki,
kâinatın teşkilâtı şükrü intac edecek bir surette,
herbir şey bir derece şükre bakıyor ve ona müteveccih oluyor.
Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi şükürdür.
Ve şu kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en âlâsı şükürdür.
Çünkü hilkat-i âlemde görüyoruz ki,
mevcudat-ı âlem bir daire tarzında teşkil edilip,
içinde nokta-i merkeziye olarak hayat halk edilmiş.
Bütün mevcudat hayata bakar,
hayata hizmet eder,
hayatın levazımatını yetiştirir.
Demek,
kâinatı halk eden Zât,
ondan o hayatı intihap ediyor.
Sonra görüyoruz ki,
zîhayat âlemlerini bir daire suretinde icad edip,
insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor.
Adeta,
zîhayatlardan maksud olan gayeler onda temerküz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp ona hizmetkâr ve musahhar ediyor,
onu onlara hâkim ediyor.
Demek,
Hâlık-ı Zülcelâl,
zîhayatlar içinde insanı intihap ediyor,
âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor.
Sonra görüyoruz ki,
âlem-i insaniyet de,
belki hayvan âlemi de bir daire hükmünde teşkil olunuyor ve nokta-i merkeziyede rızık vaz edilmiş.
Bütün nev i insanı ve hattâ hayvânâtı rızka adeta taaşşuk ettirip,
onları umumen rızka hâdim ve musahhar etmiş.
Onlara hükmeden rızıktır.
Rızkı da o kadar geniş ve zengin bir hazine yapmış ki,
hadsiz nimetleri câmidir.
Hattâ rızkın çok envâından yalnız bir nev’inin tatlarını tanımak için,
lisanda kuvve-i zâika namında bir cihazla mat’ûmat adedince mânevî,
ince ince mizancıklar konulmuştur.
Demek,
kâinat içinde en acip,
en zengin,
en garip,
en şirin,
en câmi,
en bedî hakikat rızıktadır.
Şimdi,
görüyoruz ki,
herşey nasıl ki rızkın etrafında toplanmış,
ona bakıyor.
Öyle de,
rızık dahi,
bütün envâıyla,
mânen ve maddeten,
halen ve kalen şükürle kaimdir,
şükürle oluyor,
şükrü yetiştiriyor,
şükrü gösteriyor.
Çünkü rızka iştiha ve iştiyak,
bir nevi şükr-ü fıtrîdir.
Ve telezzüz ve zevk dahi gayr-ı şuurî bir şükürdür ki,
bütün hayvânatta bu şükür vardır.
Yalnız insan,
dalâlet ve küfürle o fıtrî şükrün mahiyetini değiştiriyor,
şükürden şirke giriyor.
Hem rızık olan nimetlerde gayet güzel,
süslü suretler,
gayet güzel kokular,
gayet güzel tatmaklar
şükrün davetçileridir; zîhayatı şevke davet eder ve şevkle bir nevi istihsan ve ihtirama sevk eder,
bir şükr-ü mânevî ettirir.
Ve zîşuurun nazarını dikkate celb eder,
istihsana tergib eder.
Nimetleri ihtirama onu teşvik eder; onunla kalen ve fiilen şükre irşad eder ve şükrettirir.
Ve şükür içinde en âli ve tatlı lezzeti ve zevki ona tattırır.
Yani,
gösterir ki,
şu lezzetli rızık ve nimet,
kısa ve muvakkat bir lezzet-i zâhiriyesiyle beraber,
daimî,
hakikî,
hadsiz bir lezzeti ve zevki taşıyan iltifat-ı Rahmânîyi şükürle kazandırır.
Yani,
rahmet hazinelerinin Mâlik-i Kerîminin hadsiz lezzetli olan iltifatını düşündürüp,
şu dünyada dahi Cennetin bâki bir zevkini mânen tattırır.
İşte rızık,
şükür vasıtasıyla o kadar kıymettar ve zengin bir hazine-i câmia olduğu halde,
şükürsüzlükle nihayet derecede sukut eder.
Altıncı Sözde beyan edildiği gibi,
lisandaki kuvve-i zâika,
Cenâb-ı Hak hesabına,
yani mânevî vazife-i şükraniye ile rızka müteveccih olduğu vakit,
o dildeki kuvve-i zâika,
rahmet-i bînihaye-i İlâhiyenin hadsiz matbahlarına şâkir bir müfettiş,
hâmid bir nâzır-ı âlikadr hükmündedir.
Eğer nefis hesabına olsa,
yani rızkı in’âm edenin şükrünü düşünmeyerek müteveccih olsa,
o dildeki kuvve-i zâika,
bir nâzır-ı âlikadr makamından,
batn fabrikasının yasakçısı ve mide tavlasının bir kapıcısı derecesine sukut eder.
Nasıl rızkın şu hizmetkârı şükürsüzlükle bu dereceye sukut eder.
Öyle de,
rızkın mahiyeti ve sair hademeleri dahi sukut ediyorlar.
En yüksek makamdan en ednâ makama inerler.
Kâinat Hâlıkının hikmetine zıt ve muhalif bir vaziyete düşerler.
Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir.
Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır,
hürmetsizliktir,
haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
Evet,
hırs,
şükürsüzlük olduğu gibi,
hem sebeb-i mahrumiyettir,
hem vasıta-i zillettir.
Hattâ,
hayat-ı içtimaiyeye sahip olan mübarek karınca dahi,
güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış,
ezilir.
Çünkü,
kanaat etmeyip,
senede birkaç tane buğday kâfi gelirken,
elinden gelse binler taneyi toplar.
Güya mübarek arı,
kanaatinden dolayı başlar
üstünde uçar.
Kanaat ettiğinden,
balı insanlara emr-i İlâhî ile ihsan eder,
yedirir.
Evet,
Zât-ı Akdesin alem-i zâtîsi ve en âzamî ismi olan lâfzullahtan sonra en âzam ismi olan Rahmân,
rızka bakar.
Ve rızıktaki şükürle ona yetişilir.
Hem Rahmân‘ın en zâhir mânâsı,
Rezzâktır.
Hem şükrün envâı var.
O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi,
namazdır.
Hem şükür içinde sâfi bir iman var; hâlis bir tevhid bulunur.
Çünkü,
bir elmayı yiyen ve “Elhamdü lillâh” diyen adam,
o şükürle ilân eder ki “O elma doğrudan doğruya dest-i kudretin yadigârı ve doğrudan doğruya hazine-i rahmetin hediyesidir” demesiyle ve itikad etmesiyle,
herşeyi,
cüz’î olsun küllî olsun,
Onun dest-i kudretine teslim ediyor.
Ve herşeyde rahmetin cilvesini bilir.
Hakikî bir imanı ve hâlis bir tevhidi,
şükürle beyan ediyor.
İnsan-ı gafil,
küfrân-ı nimetle ne derece hasârete düştüğünü,
çok cihetlerden yalnız bir vechini söyleyeceğiz.
Şöyle ki Lezzetli bir nimeti insan yese,
eğer şükretse,
o yediği nimet,
o şükür vasıtasıyla bir nur olur,
uhrevî bir meyve-i Cennet olur.
Verdiği lezzetle,
Cenâb-ı Hakkın iltifat-ı rahmetinin eseri olduğunu düşünmekle,
büyük ve daimî bir lezzet ve zevk veriyor.
Bu gibi mânevî lübleri ve hülâsaları ve mânevî maddeleri ulvî makamlara gönderip,
maddî ve tüflî (posa) ve kışrî,
yani vazifesini bitiren ve lüzumsuz kalan maddeleri fuzulât olup aslına,
yani anâsıra inkılâp etmeye gidiyor.
Eğer şükretmezse,
o muvakkat lezzet,
zevâl ile bir elem ve teessüf bırakır ve kendisi dahi kazurat olur.
Elmas mahiyetindeki nimet,
kömüre kalb olur.
Şükürle,
zâil rızıklar,
daimî lezzetler,
bâki meyveler verir.
Şükürsüz nimet,
en güzel bir suretten,
çirkin bir surete döner.
Çünkü,
o gafile göre rızkın âkıbeti,
muvakkat bir lezzetten sonra fuzulâttır.
Evet,
rızkın aşka lâyık bir sureti var.
O da,
şükürle o suret görünür.
Yoksa ehl-i gaflet ve dalâletin rızka aşkları bir hayvanlıktır.
Daha buna göre kıyas et ki,
ehl-i dalâlet ve gaflet ne derece hasâret ediyorlar.
Envâ-ı zîhayat içinde en ziyade rızkın envâına muhtaç,
insandır.
Cenâb-ı Hak insanı bütün esmâsına câmi bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak,
tanıyacak cihazata mâlik bir mu’cize-i kudret ve bütün esmâsının cilvelerinin vaziyetlerinin inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i arz suretinde halk etmiştir.
Onun için,
hadsiz bir ihtiyaç verip,
maddî ve mânevî rızkın hadsiz envâına muhtaç etmiştir.
İnsanı,
bu câmiiyete göre en âlâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası,
şükürdür.
Şükür olmazsa,
esfel-i sâfilîne düşer,
bir zulm-ü azîmi irtikâp eder.
Elhasıl,
en âlâ ve en yüksek tarik olan tarik-i ubûdiyet ve mahbubiyetin dört esasından en büyük esası şükürdür ki,
o dört esas şöyle tabir edilmiş Der tarik-i acz-mendî lâzım âmed çâr-çiz Acz-i mutlak,
fakr-ı mutlak,
şevk-i mutlak,
şükr-ü mutlak,
ey aziz.4 اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الشَّاكِرِينَ بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ5 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 6 اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ سَيِّدِ الشَّاكِرِينَ وَالْحَامِدِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ.
اٰمِينَ7 وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ8 Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler 1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
İsrâ Sûresi,
1744.
2 “Hâlâ şükretmezler mi?” Yâsin Sûresi,
3635,
73.
“Şükredenleri elbette mükâfatlandıracağız.” Âl-i İmrân Sûresi,
3145.
“Şükrederseniz nimetimi elbette arttırırım.” İbrahim Sûresi,
147.
“Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.” Zümer Sûresi,
3966.
3 “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Rahmân Sûresi,
5513 vd.
4 Ey aziz kardeşim! Allah’a karşı acizlik ve ihtiyacını hissetme esasına dayanan bu yolda şu dört şey lazımdır
REKLAM
REKLAM ALANI

Sonsuz acz,
sonsuz fakr,
sonsuz şevk,
sonsuz şükür.
5 Allahım,
bizi şükredenlerden eyle-rahmetinle,
ey Erhamürrâhimîn.
6 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz.
Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur.
Muhakkak ki Sen,
ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan
Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi,
232.
7 Allahım! Şükredenlerin ve hamd edenlerin efendisi olan,
Efendimiz Muhammed’e (a.s.m.) ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et.
Âmin.
8 “Onların duaları,
‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’ sözleriyle sona erer.” Yûnus Sûresi,
1010.
Lügatler acip acaip,
hayret verici acz-i mutlak sınırsız güçsüzlük ahsen-i takvim yaratılışın en güzel kıvamı âkıbet son âlâ en üstün âlem-i insaniyet insanlık dünyası âlem-i zatî zâta özgü olan sembol,
işaret âli yüksek anâsır unsurlar,
elementler
âyine ayna âzam büyük âzamî en büyük,
kapsamlı aziz çok değerli,
izzetli bâki devamlı,
kalıcı batn karın,
mide bedî güzel beyan edilme açıklanma beyan etme açıklama câmi kapsamlı,
büyük,
geniş,
toplayan,
içine alan câmiiyet kapsamlılık celb etme çekme Cenâb-ı Hak Hakkın tâ kendisi olan,
şeref ve yücelik sahibi Allah cihazat cihazlar,
donanımlar cihet yön,
taraf cilve görünme,
yansıma cüz’î küçük,
ferdî çâr-çiz dört şey dalâlet sapıklık dest-i kudret Allah’ın kudret eli ednâ en aşağı ehemmiyet önem ehl-i dalâlet doğru ve hak yoldan sapanlar,
inançsız kimseler ehl-i gaflet âhirete,
Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler elem acı,
keder elhamdü lillâh “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur” elhasıl kısaca,
özetle emr-i İlâhî Allah’ın emri envâ türler envâ-i zîhayat canlı türleri esfel-i sâfilîn aşağıların en aşağısı esmâ isimler fakr-ı mutlak sınırsız fakirlik ferman buyruk,
emir fıtrî doğal fihriste-i umumiye genel içerik Furkan-ı Hakîm doğru ile yanlışı birbirinden ayıran hikmetli Kur’ân fuzulât faydasız şeyler gafil Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz gayet çok gayr-ı şuurî bilinçsiz şekilde hademe hizmetçiler hâdim hizmetçi hadsiz sınırsız hakikat gerçek hakikî gerçek,
doğru halen davranışlarla Hâlık yaratıcı,
herşeyi yaratan
Allah Hâlık-ı Rahmân rahmeti herşeyi kaplayan,
yaratıklarını esirgeyip koruyan,
şefkat eden ve rızıklandıran yaratıcı,
Allah Hâlık-ı Zülcelâl sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi,
herşeyi yoktan yaratan
Allah halife-i arz yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar
üzerinde Onun adına egemen olan insan hâlis içten,
samimi halk etmek yaratmak hâmid hamd eden hasâret zarar,
ziyan hâvi içine alan hayat-ı içtimaiye toplum hayatı hayvânât hayvanlar hazine-i câmia kapsamlı,
büyük hazine hazine-i rahmet rahmet hazinesi hırs açgözlülük hikmet bir gaye ve faydaya yönelik olarak,
tam yerli yerinde olma hilkat-i âlem âlemin yaratılışı hizmetkâr hizmetçi hülâsa öz,
özet ibâd kullar icad etmek var etmek ihsan etmek bağışta bulunmak ihtiram saygı gösterme iktisat tutumluluk iltifat iyilik ve güzellikle muamele iltifat-ı Rahmânî Allah’ın sonsuz rahmetiyle kuluna yönelip ona lütufta bulunması iltifat-ı rahmet Allah’ın sonsuz rahmet ve lütfuyla muamele etmesi in’am eden nimeti veren inkâr inanmama,
yalanlama inkılâp etmek dönüşmek insan-ı gafil âhirete,
Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan intac etmek sonuç vermek intihap etmek seçmek irade ve ihtiyar etmek murad etmek ve seçmek irşad etmek yol göstermek irtikâp etmek işlemek israf savurganlık istihsan güzel bulma iştiha iştah iştiyak şiddetli arzu itikad etmek inanmak kâfi yeterli kaim olmak var olmak,
ayakta kalmak kâinat evren,
yaratılmış herşey,
bütün âlemler kalb olmak dönüşmek kalen sözle kalen ve fiilen sözle ve fiille kanaat Allah’ın nasip ettiği rızka razı olma kazurat artık maddeler,
pislikler kışrî kabuk kıymettar değerli Kur’ân-ı Hakîm hikmetli Kur’ân Kur’ân-ı kebîr büyük Kur’ân Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan Allah tarafından,
Peygamber Efendimiz vasıtasıyla gönderilen açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân kuvve-i zâika tad alma duyusu küfran-ı nimet nimete karşı nankörlük küllî büyük ve kapsamlı; tür lâfzullah Allah lâfzı,
kelimesi lâzım âmed lazım gelir levazımat gerekli şeyler lezzet-i zâhiriye dış görünüşteki lezzet lisan dil lüb öz mahbubiyet sevgili olma; Allah’ın muhabbetine erişme mahiyet nitelik,
özellik mahsulât ürünler maksud kast edilen,
istenen mâlik sahip Mâlik-i Kerîm bol ihsan ve ikram sahibi olan,
herşeyin sahibi olan Allah mânen mânevî yönden mat’ûmat yiyecekler matbah mutfak mevcudat varlıklar mevcudat-ı âlem âlemdeki varlıklar meyve-i cennet cennet meyvesi mikyâs ölçü mizan tartıcı,
terazi mizancıklar küçük küçük teraziler mu’cize-i kudret kudret mu’cizesi muhalif aykırı musahhar etmek boyun eğdirmek muvakkat geçici mübarek hayırlı müddeharât depolanmış şeyler müfettiş denetleyici müteveccih yönelik,
yönelen nam ad nazar dikkat nâzır-ı âl-i kadr değerli bir bakıcı nefis insanı daima kötülüğe,
maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet netice-i hilkat yaratılışın sonucu netice-i hilkat-i âlem âlemin yaratılış gayesi nev’ tür,
çeşit nevi çeşit nev-i insan insan türü,
insanlık nihayet son nokta-i merkeziye merkezdeki nokta,
odak noktası Rahmân kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah rahmet-i bînihaye-i İlâhiye Allah’ın sonsuz rahmet hazineleri Rezzâk bütün yaratıkların rızıklarını veren Allah sâfi duru sair diğer sebeb-i mahrumiyet yoksun kalmanın sebebi sukut etmek düşmek,
alçalmak sûre-i Rahmân Rahmân Sûresi; Kur’ân-ı Kerimin 55.
sûresi suret şekil,
biçim şâkir şükreden şecere-i hilkat kâinat ağacı şevk-i mutlak sınırsız bir şevk şirk Allah’a ortak koşma şükr-ü fıtrî doğal şükür şükr-ü mânevî mânevî şükür şükr-ü mutlak sınırsız bir şükür içinde olmak taaşşuk aşka tutulma tabir etme açıklama,
yorumlama tarik yol tarik-i acz-mendî fakr ve acizlik yolu tarik-i ubûdiyet kulluk yolu tavla ahır teessüf üzüntü,
keder tekzip yalanlama telezzüz lezzet alma,
lezzetlenme temerküz etmek bir merkezde toplamak,
odaklaşmak tergib etmek rağbet uyandırmak teşkil edilmek meydana getirilmek teşkil olunmak oluşturulmak,
meydana getirilmek teşkilât oluşumlar,
meydana gelmeler tevhid birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma uhrevî âhirete ait ulvî yüce umumen bütünüyle vasıta-i zillet aşağılanma aracı vaz edilmek konulmak,
yerleştirilmek vazife-i şükraniye şükür görevi vecih yön,
yüz yadigâr hatıra,
hediye zâhir açık,
âşikar zâil yok olup gidici Zât-ı Akdes her türlü kusur ve noksandan yüce olan Zât,
Allah zeval yok oluş zîhayat canlı,
hayat sahibi zîşuur akıl ve şuur sahibi ziyade fazla zulm-ü azîm büyük zulüm
Bu eser i Nur-Şükür Risalesi ismiyle İlahi kategorisine eklenmiştir.
Yorum Yapın
Güvenlik: 18 nedir?

REKLAM

Alt Reklam Alanı (Esnek / AdSense)