Seyfi Baba
| Eser | Seyfi Baba |
| Söyleyen | Serdar Tuncer |
| Kategori | İlahi |
| İstatistik | 4,267 Görüntülenme |
| Etiketler | #Serdar Tuncer#ilahi#Seyfi Baba |
Seyfi Baba İlahi Hakkında
Seyfi Baba başlıklı bu içerikte ilahi sözlerine,
varsa dinleme videosuna ve eserle ilgili temel bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa, İlahi kategorisindeki ilahileri daha kolay bulmak,
okumak ve sevdiklerinizle paylaşmak için hazırlanmıştır.
Eserin söyleyeni/sanatçısı Serdar Tuncer olarak kayıtlıdır.
Benzer ilahiler bölümünden aynı türdeki diğer içeriklere de göz atabilirsiniz.
Arşiv Bilgisi
Seyfi Baba, İlahi arşivinde
eser adı, sanatçı bilgisi, kategori ve dinleme bağlantısı ile birlikte düzenlenmiştir.
Dinleme ve Söz
Bu sayfada ilahi sözlerini okuyabilir, video bağlantısı mevcutsa eseri dinleyebilir
ve sayfadaki temel bilgilerle içeriği daha kolay tanıyabilirsiniz.
Keşif Önerisi
Aynı kategori ve benzer ilahi önerileri, aradığınız esere yakın içerikleri daha hızlı
bulabilmeniz için arşiv mantığıyla listelenir.
Geçen akşam eve geldim.
Dediler – Seyfi Baba Hastalanmış,
yatıyormuş.
– Nesi varmış acaba? – Bilmeyiz,
oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
– Keşki ben evde olaydım… Esef ettim,
vah vah! Bir fener yok mu,
verin… Nerde sopam? Kız çabuk ol! Gecikirsem kalırım beklemeyin… Zîrâ yol Hem uzun,
hem de bataktır… – Daha alâ,
kalınız Teyzeniz geldi,
bu akşam,
değiliz biz yalınız.
Sopa sağ elde,
kırık camlı fener sol elde; Boşanan yağmur iliklerde,
çamur tâ belde.
Hani,
çoktan gömülen kaldırımın,
hortlayarak; Gel! diyen taşları kurtarmasa,
insan batacak.
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.
Sormayın derdimi,
bitmez mi o taşlar,
giderek,
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek! Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
Çifte sandal,
yüzüyorduk,
o yüzer,
ben yüzerim! Çok mu yüzdük bilemem,
toprağı bulduk neyse; Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.
Vâkıâ ben de yoruldum,
o fakat pek yorgun… Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun Kâh olur,
kör gibi çarpar sıvasız bir duvara; Kâh olur,
mürde şuââtı düşer bir mezara; Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar; Kâh bir mabed-i fersûdenin üstünden aşar; Vakt olur pek sapa yerlerde,
bakarsın,
dolaşır; Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez,
sataşır; Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş,
uryan,
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer; Sesi dinmiş yuvalar,
hâke serilmiş evler; Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı; O kopan râbıtanın,
darmadağın yavruları; Zulmetin,
yer yer,
içinden kabaran mezbeleler Evi sırtında,
sokaklarda gezen âileler! Gece rehzen,
sabah olmaz mı bakarsın,
sâil! Serserî,
derbeder,
âvâre,
harâmî,
kaatil… Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil Bana göstermeli bir kerre… Niçin? Belli değil! Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek,
Hatm-i enfâs edivermez mi hemen cız! diyerek? O zaman sâmianın,
lâmisenin sevkıyle Yürüyen körlere döndüm,
o ne dehşetti hele! Sopam artık bana hem göz,
hem ayak,
hem eldi… Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi.
Hele yâ Rabbi şükür,
karşıdan üç tâne fener Geçiyor… Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer,
Giderim arkalarından… Yolu buldum zâten.
Yolu buldum,
diyorum,
gelmiş iken hâlâ ben! İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu.
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.
Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip Sarkıtılmış olacak,
bir onu bulsam da çekip Açıversem… İyi amma kapı zâten aralık… Gâlibâ bir çıkan olmuş… Neme lâzım,
artık Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,
Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.
Sağa döndüm,
azıcık gitmeden üç beş basamak Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak! Sola döndüm,
odanın eski şayak perdesini,
Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini – Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım! Haklısın,
bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin,
sonra bizim yol pek uzun… Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın… Üşüyorsan eşiver mangalı,
eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek,
baktım Şu fener yansa,
deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne! O zaman nîm açılıp perde-i zulmet,
nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl! Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,
Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba.
– Ihlamur verdi demin komşu… Bulaydık,
şunu,
bir… – Sen otur,
ben ararım… – Olsa içerdik,
iyidir… Aha buldum,
aramak istemez oğlum,
gitme… Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,
Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan,
Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.
– Şimdi anlat bakalım,
neydi senin hastalığın? Nezle oldun sanırım,
çünkü bu kış pek salgın.
– Mehmed Ağnın evi akmış.
Onu aktarmak için Dama çıktım,
soğuk aldım,
oluyor on beş gün.
Ne işin var kiremitlerde a sersem desene! İhtiyarlık mı nedir,
şaşkınım oğlum bu sene.
Hadi aktamıyayım… Kim getirir ekmeğimi? Oturup kör gibi,
nâmerde el açmak iyi mi? Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası! Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iç yapamaz; Ona ancak yapacak Beş vakit abdestle namaz.
Hastalandım,
bakacak kimseciğim yok; Osman Gece gündüz koşuyor iş diye,
bilmem ne zaman Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç Görüyorsun daha gelmez… Yalınızlık pek güç.
Bazı bir hafta geçer,
uğrayan olmaz yanıma; Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma! – Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece! Açılırsın,
sanırım,
terlemiş olsan iyice.
İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına… Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,
Başladım uyku teharrîsine,
lâkin ne gezer! Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.
Ortalık açmış,
uyandım.
Dedim,
artık gideyim,
Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.
Bir de baktım ki Tek onluk bile yokmuş kesede; Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde! O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî Ya hamiyyetsiz olaydım,
ya param olsa idi!
Seyfi Baba İlahisi Hakkında
Seyfi Baba, Serdar Tuncer tarafından seslendirilen ve
ilahi-sozleri kategorisinde yer alan önemli bir manevi eserdir.
Bu ilahi, İslam kültüründe yüzyıllardır söylenen ve günümüzde de büyük ilgi gören
ilahi geleneğinin güzel örneklerinden biridir. Eser, sözleri ve melodisiyle
dinleyicilere manevi bir yolculuk sunar.
Sözlerin Anlamı ve Mesajı
İlahinin sözleri, manevi duyguları ve ilahi aşkı ifade eden derin anlamlar taşır.
Seyfi Baba ilahisi, dinleyicilerini Allah'a yakınlaştırmayı
ve manevi değerleri güçlendirmeyi amaçlar. Eserde işlenen temalar arasında
ilahi aşk, peygamber sevgisi, dünya hayatının geçiciliği ve ahiret bilinci
gibi konular öne çıkar.
Serdar Tuncer Yorumuyla
Serdar Tuncer, kendine özgü yorumu ve içten sesiyle bu ilahiyi icra etmiştir.
Sanatçının sade ve duygusal üslubu, ilahinin manevi etkisini artırır.
Serdar Tuncer'nın repertuvarında yer alan bu eser, dinleyiciler tarafından
sıklıkla tercih edilen ve paylaşılan bir ilahi olmuştur.
Ne Zaman Dinlenir?
Bu ilahi, özellikle şu zamanlarda dinlenmesi tavsiye edilir:
- Sabah namazı sonrası güne manevi başlangıç için
- Akşam dinlenme saatlerinde huzur bulmak için
- Ramazan ayı ve kandil gecelerinde
- Yolculuk sırasında manevi atmosfer için
- Zor zamanlarda manevi destek için
İlahi Dinlemenin Faydaları
Manevi müzik dinlemek, bilimsel araştırmalarla da kanıtlandığı üzere insan ruhu
üzerinde olumlu etkiler bırakır. İlahi dinlemek; stres seviyesini düşürür,
kalp ritmini düzenler, ruhsal dinginlik sağlar ve kişinin kendisiyle barışık
olmasına yardımcı olur. Bu tür manevi eserler, günlük hayatın stresinden
uzaklaşmak ve iç huzuru bulmak için etkili bir araçtır.
Benzer İlahiler
Bu ilahiyi beğendiyseniz, sitemizdeki benzer manevi eserleri de keşfedebilirsiniz.
Sanatçı dizininde Serdar Tuncer'nın diğer eserlerini,
kategori bölümünde ise aynı türdeki diğer ilahileri bulabilirsiniz.
Telif ve Kaynak Bilgisi
Bu sayfada yer alan ilahi kaydı, ilgili hak sahibinin izniyle veya kamuya mal
olmuş kaynaklardan elde edilmiştir. Telif hakkı ihlali olduğunu düşündüğünüz
içerikler için lütfen iletişim sayfamızdan bize
ulaşın; en kısa sürede gerekli işlem yapılacaktır.
BU GÜZEL İLAHİYİ SEVDİKLERİNİZLE PAYLAŞIN
Bunlar da İlginizi Çekebilir