21.Lem'a

Eser 21.Lem'a
Söyleyen RİSALE-İ NUR
Kategori İlahi
İstatistik 3,660 Görüntülenme
Etiketler #RİSALE-İ NUR#ilahi#21.Lem'a
İHLÂS RİSALELERİ-YİRMİBİRİNCİ LEM’A İHLÂS HAKKINDA On Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden Dördüncü Meselesi iken,
ihlâs münasebetiyle Yirminci Lem’anın İkinci Noktası oldu.
Nuraniyetine binaen Yirmi Birinci Lem’a olarak Lemeâta girdi.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 1وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ 2وَقُومُوا ِللهِ قَانِتِينَ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا 3وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا 4وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً Bu dünyada,
hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas,
en büyük bir kuvvet,
en makbul bir şefaatçi,
en metin bir nokta-i istinad,
en kısa bir tarîk-i hakikat,
en makbul bir dua-yı mânevî,
en kerametli bir vesile-i makasıd,
en yüksek bir haslet,
en sâfi bir ubudiyet,
ihlâstır.
Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.
Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar,
dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde,
gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
Elbette,
herkesten ziyade,
bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz.
Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız.
Yoksa,
hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur,
devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.
5وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup,
saadet-i ebediye zararına,
mânâsız,
lüzumsuz,
zararlı,
kederli,
hodfuruşâne,
sakîl,
riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi-i cüz’iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla,
hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz,
hem hizmet-i Kur’âniyenin hürmetine taarruz,
hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.
Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur.
Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır.
Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir.
İhlâsı kıracak esbabdan yılandan,
akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.
Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm 6 اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى demesiyle,
nefs-i emmâreye itimad edilmez.
Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın.
İhlâsı kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri def etmek için,
gelecek düsturlar rehberiniz olsun.
BİRİNCİ DÜSTURUNUZ Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.
Eğer O razı olsa,
bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.
Eğer O kabul etse,
bütün halk reddetse tesiri yok.
O razı olduktan ve kabul ettikten sonra,
isterse ve hikmeti iktiza ederse,
sizler istemek talebinde olmadığınız halde,
halklara da kabul ettirir,
onları da razı eder.
Onun için,
bu hizmette,
doğrudan doğruya,
yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
İKİNCİ DÜSTURUNUZ Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir.
Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez,
bir gözü bir gözünü tenkit etmez,
dili kulağına itiraz etmez,
kalb ruhun ayıbını görmez.
Belki birbirinin noksanını ikmal eder,
kusurunu örter,
ihtiyacına yardım eder,
vazifesine muavenet eder.
Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner,
ruhu kaçar,
cismi de dağılır.
Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz,
birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez,
birbirinin kusurunu görerek tenkit edip,
sa’ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz.
Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd,
bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler.
Eğer zerre miktar bir taarruz,
bir tahakküm karışsa,
o fabrikayı karıştıracak,
neticesiz,
akîm bırakacak.
Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.
İşte,
ey Risale-i nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler
öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız.
Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.
Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz.
Elbette,
dört fertten bin yüz on bir kuvvet-i mâneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.
Evet,
üç elif ittihad etmezse,
üç kıymeti var.
Sırr-ı adediyet ile ittihad etse,
yüz on bir kıymet alır.
Dört kere dört ayrı ayrı olsa,
on altı kıymeti var.
Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler,
o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi,
hakikî sırr-ı ihlâs ile,
on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine,
pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.
Bu sırrın sırrı şudur ki Hakikî,
samimî bir ittifakta herbir fert,
sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir.
Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor,
on akılla düşünüyor,
yirmi kulakla işitiyor,
yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.
(HAŞİYE-1) ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.
Evet,
kuvvet haktadır ve ihlâstadır.
Haksızlar dahi,
haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
Evet,
kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil,
şu hizmetimizdir.
Bu hizmetimizde bir parça ihlâs,
bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur.
Çünkü,
yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil,
burada,
yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi.
Halbuki,
kendi memleketimde ve İstanbul’da,
burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz,
belki bin derece fazla yardımcılarım varken,
burada ben yalnız,
kimsesiz,
garip,
yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında,
yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet,
yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet,
sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyen şüphem kalmadı.
Hem itiraf ediyorum ki,
samimî ihlâsınızla,
şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız.
İnşaallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz,
beni de tam ihlâsa sokarsınız.
Bilirsiniz ki,
Hazret-i Ali (r.a.),
o mucizevâri kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) o harika keramet-i gaybiyesiyle,
sizlere bu sırr-ı ihlâsa binaen iltifat ediyorlar.
Ve himayetkârâne teselli verip hizmetinizi mânen alkışlıyorlar.
Evet,
hiç şüphe etmeyiniz ki,
bu teveccühleri ihlâsa binaen gelir.
Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız,
onların tokadını yersiniz.
Onuncu Lem’adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz.
Böyle mânevî kahramanları arkanızda zahîr,
başınızda üstad bulmak isterseniz,
7 وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız.
Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte,
makamda,
teveccühte,
hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz.
Hattâ,
en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki,
en mâsumâne,
zararsız bir menfaattir; mümkünse,
nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için,
istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin.
Eğer “Ben sevap kazanayım,
bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzunuz varsa,
çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.
DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip,
onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.
Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh,
fenâ fi’r-resul ıstılahatı var.
Ben sufî değilim.
Fakat onların bu düsturu,
bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân suretinde güzel bir düsturdur.
Kardeşler arasında buna tefânî denilir.
Yani,
birbirinde fâni olmaktır.
Yani,
kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup,
kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.
Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir.
Peder ile evlât,
şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir.
Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır.
Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer.
Mesleğimiz halîliye olduğu için,
meşrebimiz hıllettir.
Hıllet ise,
en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.
Bu hılletin üssü’l-esası,
samimî ihlâstır.
Samimî ihlâsı kıran adam,
bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder.
Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.
Evet,
yol iki görünüyor.
Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar,
bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var.
İnşaallah,
Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler,
daima nura,
ihlâsa,
imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.
Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi,
rabıta-i mevttir.
Evet,
ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi,
riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran,
rabıta-i mevttir.
Yani,
ölümünü düşünüp,
dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip,
nefsin desiselerinden kurtulmaktır.
Evet,
ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat,
Kur’ân-ı Hakîmin 8 اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ 9 – كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ gibi âyetlerinden aldığı dersle,
rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler.
Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor,
kabre konuyor farz edip,
düşüne düşüne,
nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup,
uzun emellerinden bir derece vazgeçer.
Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur.
Hadiste 10 اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ (ev kemâ kàl) yani,
“Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” diye bu rabıtayı ders veriyor.
Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı,
belki hakikat olduğu için,
bu rabıtayı,
ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz.
Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor.
Belki,
âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman ı hazıra getirmek değil,
belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek,
nazaran bakmaktır.
Evet,
hiç hayale,
faraza lüzum kalmadan,
bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir.
Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi,
bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder,
ihlâs-ı etemme yol açar.
İkinci sebep,
iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp,
Hâlık-ı Rahîmin hazır,
nâzır olduğunu düşünüp,
Ondan başkasının teveccühünü aramayarak,
huzurunda başkalarına bakmak,
medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyâdan kurtulup ihlâsı kazanır.
Her ne ise,
bunda çok derecat,
merâtip var.
Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse o kadar kârdır.
Risale-i Nur’da riyâdan kurtaracak,
ihlâsı kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden,
ona havale edip burada kısa kesiyoruz.
İhlâsı kıran ve riyâya sevk eden pek çok esbabdan iki üçünü muhtasaran beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet,
yavaş yavaş ihlâsı kırar.
Hem netice-i hizmeti de zedeler.
Hem o maddî menfaati de kaçırır.
Evet,
hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş.
Ve bilfiil onların hakikat-i ihlâslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle,
onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için,
sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler.
Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez,
belki verilir.
Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla,
lisan-ı hal ile dahi istenilmez.
Belki ummadığı bir halde verilir.
Yoksa ihlâsı zedelenir.
Hem 11وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetinin nehyine yanaşır,
ameli kısmen yanar.
İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak,
sonra nefs-i emmâre,
hodgâmlık cihetiyle,
o menfaati başkasına kaptırmamak için,
hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır.
İhlâsı zedelenir,
hizmette kudsiyeti kaybeder,
ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır.
Ve maddî menfaati de kaybeder.
Her ne ise,
bu hamur çok su götürür.
Kısa kesip,
yalnız,
hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlâsı ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.
Birinci misal Ehl-i dünya,
büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için,
hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri,
iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler.
Bütün sû-i istimâlât ve zararlarıyla beraber,
harika bir kuvvet,
bir menfaat elde ediyorlar.
Halbuki,
iştirak-i emvâlin,
çok zararlarıyla beraber,
iştirakle mahiyeti değişmez.
Herbirisi umuma gerçi bir cihette ve nezarette mâlik hükmündedir; fakat istifade edemez.
Her ne ise,
bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse,
zararsız azîm menfaate medardır.
Çünkü bütün emval,
o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor.
Çünkü,
nasıl ki dört beş adamdan,
iştirak niyetiyle biri gazyağı,
biri fitil,
biri lâmba,
biri şişe,
biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar.
Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor.
O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa,
herbirinin noksansız,
parçalanmadan,
birer lâmba,
oda ile beraber âyinesine girer.
Aynen öyle de,
emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi,
o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği,
ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir.
Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır.
İşte,
ey kardeşlerim! Sizleri inşaallah menfaat-i maddiye rekabete sevk etmeyecek.
Fakat menfaat-i uhreviye noktasında bir kısım ehl-i tarikat aldandıkları gibi,
sizin de aldanmanız mümkündür.
Fakat şahsî,
cüz’î bir sevap nerede,
mezkûr misal hükmündeki iştirak-i a’mâl noktasında tezahür eden sevap ve nur nerede? İkinci misal Ehl-i san’at,
netice-i san’atı ziyade kazanmak için,
iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar.
Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam,
ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar.
O ferdî çalışmanın,
her günde yalnız üç iğne,
o ferdî san’atın meyvesi olmuş.
Sonra,
teşrikü’l-mesâi düsturuyla on adam birleşmişler.
Biri demir getirip,
biri ocak yandırıp,
biri delik açar,
biri ocağa sokar,
biri ucunu sivriltir,
ve hâkezâ… Herbirisi iğne yapmak san’atında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup,
iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp,
o hizmette meleke kazanarak,
gayet sür’atle işini görmüş.
Sonra,
o teşrik-i mesâi ve taksim-i a’mâl düsturuyla olan san’atın semeresini taksim etmişler.
Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler.
Bu hadise,
ehl-i dünyanın san’atkârları arasında,
onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.
İşte,
ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede,
kesif maddelerde böyle ittihad,
ittifak ile neticeler,
böyle azîm yekûn faydalar verir.
Acaba,
uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin âyinesine umum nur in’ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak,
ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz.
Bu azîm kâr,
rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz! İKİNCİ MÂNİ Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak,
nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki,
en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi,
“şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa,
hodfuruşluğa kapı açar,
ihlâsı zedeler.
Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı,
şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip (HAŞİYE-2) onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan,
mâbeynimizde bu nevi hubb u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir.
Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir.
Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i mânevîyi şahsî,
hodfuruşâne,
rekabetkârâne,
cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek,
Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.
Evet,
Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi,
aklı,
ruhu böyle aşağı,
zararlı,
süflî şeylere tenezzül etmez.
Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur.
Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir,
bir derece hükmünü kalb,
akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.
Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem.
Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum.
Fakat nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar.
Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz.
Bu şiddet,
nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.
Evet,
eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı,
makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu.
O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu.
Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi.
Fakat mesleğimiz uhuvvettir.
Kardeş kardeşe peder olamaz,
mürşid vaziyetini takınamaz.
Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz.
Olsa olsa,
kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur,
hizmetini tekmil eder.
Pederâne,
mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil,
ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki,
onların o azîm,
kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.
ÜÇÜNCÜ MÂNİ Korku ve tamâdır.
Bu mâni diğer bir kısım mânilerle beraber Hücumât-ı Sittede tamamıyla izah edildiğinden,
ona havale edip,
Cenâb-ı Erhamürrâhimînden bütün Esmâ-i Hüsnâsını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki,
bizleri ihlâs-ı tâmma muvaffak eylesin.
Âmin.
اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ سُورَةِ اْلاِخْلاَصِ اِجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ.
اٰمِينَ اٰمِينَ 12 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 13 Yazıda usanan ve ibadet ayları olan Şuhur-u Selâsede sair evrâdı,
beş cihetle ibadet sayılan (HAŞİYE-3) Risale-i Nur yazısına tercih eden kardeşlerime iki hadis-i şerifin bir nüktesini söyleyeceğim.
BİRİNCİSİ 14 يُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَاۤءِ بِدِمَاۤءِ الشُّهَدَاۤءِ (ev kemâ kàl).
Yani,
“Mahşerde ulema-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep şehidlerin kanıyla muvazene edilir,
o kıymette olur.” İKİNCİSİ 15 مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِأَةِ شَهِيدٍ (ev kemâ kàl).
Yani,
“Bid’aların ve dalâletlerin istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve hakikat-i Kur’âniyeye temessük edip hizmet eden,
yüz şehid sevabını kazanabilir.” Ey tembellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sufîmeşrep kardeşler! Bu iki hadisin mecmuu gösterir ki,
böyle zamanda hakaik-i imaniyeye ve esrar-ı Şeriat ve Sünnet-i Seniyyeye hizmet eden mübarek,
hâlis kalemlerden akan siyah nur veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeplerin bir dirhemi,
şühedanın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size fayda verebilir.
Öyleyse onu kazanmaya çalışınız.
Eğer deseniz “Hadiste âlim tabiri var.
Bir kısmımız yalnız kâtibiz.” Elcevap Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan,
bu zamanın mühim,
hakikatli bir âlimi olabilir.
Eğer anlamasa da,
madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir.
Sizin kalemleriniz ise,
o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.
Kendi nokta-i nazarımda liyakatsiz olduğum halde,
haydi,
hüsn-ü zannınıza binaen bu fakire bir üstadlık ve tebaiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız.
Ben ümmî ve kalemsiz olduğum için,
sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır; hadiste gösterilen ecri alırsınız.
Said Nursî Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler 1 “İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır,
kuvvetiniz elden gider.” Enfâl Sûresi,
846.
2 “Allah için kıyamda bulunup Ona kulluk edin.” Bakara Sûresi,
2238.
3 “Nefsini günahlardan arındıran,
kurtuluşa ermiştir.
Nefsini günaha daldıran ise hüsrana düşmüştür.” Şems Sûresi,
919-10.
4 “Benim âyetlerimi,
az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi,
241.
5 “Benim âyetlerimi,
az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi,
241.
6 “Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o müstesna.” Yusuf Sûresi,
1253.
7 “Başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” Haşir Sûresi,
599.
8 “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Âl-i İmrân Sûresi,
3185.
9 “Muhakkak ki sen de öleceksin,
onlar da ölecekler.” Zümer Sûresi,
3930.
10 Tirmizî,
Zühd 4,
Kıyâmet 26; Nesâî,
Cenâiz 3; İbni Mâce,
Zühd 31; el-Hâkim,
el-Müstedrek,
4321.
11 “Benim âyetlerimi,
az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi,
241.
12 Allahım! İhlâs Sûresinin hakkı için,
bizi ihlâs sahibi olan ve ihlâsa eriştirilen kullarından eyle.
Âmin,
âmin.
13 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz.
Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur.
Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan
REKLAM
REKLAM ALANI

Sensin.” Bakara Sûresi,
232.
14 Gazâlî,
İhyâu Ulûmi’d-Dîn,
16; el-Münâvî,
Feyzü’l-Kadîr,
6466; el-Aclûnî,
Keşfü’l-Hafâ,
2561; Süyûtî,
Câmiu’s-Sağîr,
no .
15 İbni Adiy,
el-Kâmil fi’d-Duafâ,
2739; el-Münzirî,
et-Terğîb ve’t-Terhîb,
141; Taberânî,
el-Mecmeu’l-Kebîr,
1394; Ali bin Hüsâmüddin,
Müntehebâtü Kenzi’l-Ummâl,
1100; el-Heysemî,
Mecmeu’z-Zevâid,
7282.
(HAŞİYE-1) HAŞİYE Evet,
sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad,
hadsiz menfaate medar olduğu gibi,
korkulara,
hattâ ölüme karşı en mühim bir siper,
bir nokta-i istinaddır.
Çünkü ölüm gelse,
bir ruhu alır.
Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile,
rıza-yı İlâhî yolunda,
âhirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan,
biri ölse,
“Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar.
Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla mânevî bir hayatı idame ettiklerinden,
ben ölmüyorum” diyerek,
ölümü gülerek karşılar.
Ve “O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum,
yalnız günah cihetinde ölüyorum” der,
rahatla yatar.
(HAŞİYE-2) HAŞİYE Evet,
bahtiyar odur ki,
kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı,
büyük bir havuzu kazanmak için,
bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.
(HAŞİYE-3) HAŞİYE Bu kıymetli mektupta Üstadımızın işaret ettiği beş nevi ibadetin kendilerinden izahını talep ettik.
Aldığımız izah aşağıya yazılmıştır 1.
En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı mânen mücahede etmektir.
2.
Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.
3.
Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.
4.
Kalemle ilmi tahsil etmektir.
5.
Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî olan ibadeti yapmaktır.
Rüştü,
Hüsrev,
Refet Lügatler a’mâl-i uhreviye âhirete yönelik ameller,
işler
âb-ı hayat hayat suyu,
kan ahayyül hayal etme âhiret öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âkıbet netice,
son akîm neticesiz Aleyhisselâm Allah’ın selamı üzerine olsun âlim ilim sahibi amel iş,
davranış âmil etken,
önde gelen âmin Allahım kabul eyle atâlet hareketsizlik âyet Kur’an’da yer alan her bir cümle âyine ayna âzâ uzuvlar,
organlar azîm büyük,
yüce bedel karşılık beyan etmek açıklamak bid’a dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey bilfiil fiilen,
uygulamalı olarak binaen dayanarak bitamâmihâ bütünüyle,
tamamıyla cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye Kur’an’ın temel prensiplerinden hareketle açılan en büyük cadde Cenâb-ı Erhamürrâhimîn merhametlilerin en merhametlisi olan,
şeref ve azamet sahibi yüce Allah Cenâb-ı Hak Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah cihet taraf,
yön civanmert cesur,
yiğit cüz’î az,
sınırlı,
ferdî çendan gerçi daire-i kudsiye kutsal daire dalâlet hak yoldan sapma,
inkârcılık yapma Dârüsselâm sonsuz esenlik ve güvenliğin bulunduğu yer,
Cennet dâvâ kutsal bir iddiayı insanlara duyurma gayreti def etmek uzaklaştırmak,
ortadan kaldırmak defter-i a’mâl amel defteri dehşetli korkunç,
ürkütücü derecat dereceler desise hile,
aldatma dirhem eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi dua-yı mânevî mânevî dua düstur kural,
kanun ecir sevap edeb terbiye,
güzel ahlâk ehemmiyet değer,
önem ehl-i dalâlet hak yoldan sapanlar,
inançsız kimseler ehl-i dünya dünyaya dalıp,
âhireti düşünmeyenler ehl-i hakikat iman hakikatlerine bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar ehl-i san’at san’atla uğraşanlar ehl-i siyaset siyasetle ilgilenenler ehl-i tarikat tarikata mensup olanlar ehl-i tasavvuf tasavvuf ehli; Allah’a ulaşmak için tasavvuf yolunu seçenler elif Arap alfabesinin ilk harfi emel arzu,
istek emval mallar emvâl-i uhreviye âhirete ait mallar; sevaplar enâniyet benlik,
gurur esas temel esbab sebepler
Esmâ-i Hüsnâ Allah’ın sonsuz güzellikteki isimleri esrar-ı Şeriat İslâmiyet’in içindeki sırlar ev kemâ kâl veya buna benzer şekilde buyurmuşlardır fâni geçici olan,
ölümlü fâni olma bir meseleye kendinden geçer derece kendini verme faraz varsayım farazî hayalî,
varsayılan farzetmek var saymak fazilet değer,
üstün özellik faziletfuruşluk üstünlük taslama,
üstünlüklerini satmaya çalışma fazl-ı İlâhî Allah’ın lütfu,
ihsanı fenâ fi’l-ihvân kardeşlerinde fâni olma fenâ fi’r-resul peygamberde (a.s.m.) fâni olma ve bütün duygularında onu yaşatarak sünnetine tâbi olma fenâ fi’ş-şeyh şeyhte fâni olma ferd kişi,
birey ferdî kişisel,
bireysel fert birey fevâid faydalar,
kazançlar fikren düşünce yoluyla garip yalnız,
yabancı gaye-i hilkat yaratılış amacı gayet çok gıpta özenti,
imrenme gıptakârâne imrendirici bir şekilde hâcât-ı maddiye maddî ihtiyaçlar hademe hizmetkârlar hâdim hizmetçi hadis Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz,
fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz,
iş veya davranış hadise olay hadis-i şerif Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz,
fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz,
iş veya davranış hadsiz sınırsız,
sayısız hak doğru,
gerçek hakaik hakikatler hakaik-i imaniye iman hakikatleri hâkezâ bunun gibi hakikat doğru gerçek hakikat-i ihlâs ihlâs gerçeği hakikat-i imaniye iman hakikati,
gerçeği hakikat-i Kur’âniye Kur’ân gerçeği hakikatli varlıkların iç yüzünü ve hakikatini yakından bilen hakikî asıl,
gerçek Hâlık-ı Rahîm sınırsız rahmet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan
Allah halîliye Allah’ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz.
İbrahim’in örnek alındığı yol hâlis içten,
ihlâslı,
samimî hâsıl olan meydana gelen haslet huy,
karakter hassa temel özellik haşiye dipnot hatar tehlike havale etme yönlendirme hayat-ı ebediye sonsuz hayat,
âhiret hayatı hayat-ı ictimaiye-i beşeriye insanların toplum hayatı hazır ve nâzır olmak Allah’ın her an,
her yerde olması ve her şeyi görmesi Hazret-i Gavs-ı Âzam Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) hevâ gelip gecici arzu ve istek hıllet çok güçlü dostluk hırs-ı sevap daha çok sevap kazanma hırsı hikmet bir gaye ve faydaya yönelik olarak,
tam yerli yerinde olma himayetkârâne koruyarak hisse pay hissiyat hisler,
duygular hissiyat-ı nefsaniye kötülükleri emreden nefsin yönlendirdiği duygular hissiyat-ı nefsiye nefse ait duygular hissiyat-ı süfliye insanları kötülüğe yönelten aşağılık duygular hizmet-i ilmiye ve diniye ilim ve din hizmeti hizmet-i kudsiye kutsal hizmet hizmet-i Kur’âniye Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti hodfuruşâne kendini beğenerek,
övünerek hodfuruşluk kendini beğendirmek için uğraşmak hodgâmlık bencillik hubb-u cah makam sevgisi hususan özellikle hususî özel Hücumât-ı Sitte Risale-i Nur’da yer alan ve şeytanın altı hücum ve desisesini konu edinen bir risale; Yirmi Dokuzuncu Lem’anın altıncı kısmı hürmet etmek saygı göstermek hürmetsiz saygısız hüsn-ü zan güzel zanda bulunma ıstılahat her hangi bir ilme ait kelimeler,
tabirler,
terimler icra etmek yerine getirmek idame etme devam ettirme,
sürdürme ihlâs ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet ihlâs-ı etemme tam ve mükemmel ihlâs ihlâs-ı tâm tam ve eksiksiz ihlâs ihlâs-ı tâmme tam bir ihlâs,
samimiyet ihsân-ı İlâhî Allah’ın ihsânı,
ikramı,
bağışı ihtilâfât farklılıklar,
ihtilaflar ihtiyat tedbir ikaz uyarı ikmal etmek tamamlamak iktiza etmek gerektirmek iltifat övgü iman inanç iman-ı tahkikî imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma in’ikas yansıma inkısam bölünme,
kısımlara ayrılma insafsız vicdansız insan-ı kâmil insanın Allah’ın fiilleri,
isimleri ve sıfatlarının en parlak aynası olma seviyesine ulaşması istidat kabiliyet istifade etmek faydalanmak istikbal gelecek istilâ etmek işgal altına almak iştigal etmek meşgul olmak iştirak ortaklık,
katılma iştirak-i a’mâl sevap kazandıran işlerde ortaklık iştirak-i emval mal ortaklığı iştirak-i san’at san’at ortaklığı itimad etmek güvenmek ittifak anlaşma,
birlik ittifak-ı vazife aynı görevde birleşme ittihad birlik,
birleşme ittihad-ı hakikî gerçek anlamda birlik oluşturmak ittihad-ı maksat aynı hedefte birleşme ittiham etmek suçlamak izah açıklama izale etmek gidermek,
ortadan kaldırmak kat’iyen kesin olarak kâtib el ile yazan kederli sıkıntılı,
üzüntülü kemâlât mükemmel ve kusursuz özellikler keramet Allah’ın bir ikramı olarak,
Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hal ve hareket keramet-i gaybiye Allah’ın bir ikramı olarak gelecekle ilgili haber verme işlemi kerem-i İlâhî Allah’ın ikramı kesif katı,
yoğun kevser-i Kur’ânî Kur’ânî kevser; Kur’ân’a ait hayırlar,
güzellikler kıymet değer komite heyet,
komisyon kudsî kutsal kudsiyet kutsallık Kur’ân-ı Hakîm her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân açıklamalarıyla akılları benzerini yapmaktan
âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim lemeât parıltılar kuvvet-i mâneviye mânevî güç lâakal en az lâtif güzel,
hoş lem’a parıltı Lemeât Risale-i Nur Külliyatında yer alan Lem’alar isimli risâle lisan-ı hal hal ve beden dili liyakat lâyık olma mâbeyn ara,
iki şeyin arası; bir şeyin ve topluluğun içinde olma mahdut sınırlı mahiyet nitelik,
özellik mahşer âhirette Allah tarafından yeniden diriltilen insanların toplanacağı yer makam derece,
yer makbul kabul edilen maksat amaç,
gaye mâlik bir şeyin sahibi mâlik olmak sahip olmak mânâsız anlamsız mânen mânevî olarak manevi maddi olmayan,
manaya ait mâni engel maraz-ı ruhî ruh hastalığı marifet-i Sâni her şeyi sanatlı bir şekilde yaratan
Allah’ı tanıma ve bilme masnuat san’atlı olarak yaratılan varlıklar mâsumâne günahsız bir şekilde mazhar olmak bir özelliği üzerinde yansıtmak mecbur zorunlu mecmu bir şeyin tamamı medar dayanak noktası,
kaynak,
sebep medet yardım meleke alışkanlık menâfi-i cüz’iye küçük ve sınırlı menfaatler menfaat fayda,
yarar menfaat-i maddiye maddî menfaatler,
faydalar menfaat-i uhreviye âhirete ait yararlar menşe kaynak merâtip mertebeler meslek takip edilen yol,
yöntem meslek-i hakikat hakikate ulaşmak için takip edilen yöntem meşhud görünen meşreb hareket tarzı,
metod metin sağlam,
kuvvetli mevt ölüm meziyat meziyetler,
güzel özellikler meziyet üstün özellik mezkûr adı geçen misâl örnek misil benzer muavenet yardım muavin yardımcı mucizevâri mucize gibi muhafaza etmek korumak muhalif aykırı muhtasaran özet olarak mukabil karşılık mukteza bir şeyin gereği muntazır bekleyen,
hazır muntazır kalmak beklenti içinde olmak muvaffak olmak başarmak muvaffakiyet başarı muvazene etmek tartmak,
dengeye getirmek muzır zararlı mü’min Allah’a inanan mübarek bereketli,
hayırlı mücahede Allah yolunda cihad etme müessir etkili mühim önemli mükellef yükümlü mülâhaza etmek değerlendirme yapmak münâfi aykırı,
zıt münasebet bağlantı,
ilgi mürid bir mürşidin talebesi mürşid irşad eden,
doğru yolu gösteren,
gafletten uyandıran mürşidâne hak ve doğru yolu göstererek,
irşad edici olarak müstakbel gelecek zaman müşahede etme gözlemleme müteaddit bir çok müteallik alakalı,
ilgili müteessir olmak etkilenmek müttehid aynı noktada birleşen müzâhame bir noktada izdiham meydana getirme ve ferdlerin birbirine sıkıntı vermesi namzet aday nazar bakış nazar-ı dikkati celb etmek dikkatleri çekmek nefis insanın kendisi; insanı devamlı yasak zevk ve isteklere,
kötülüklere teşvik eden duygu nefs-i emmâre hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu; kişinin kendisi nehy yasak nehy-i İlâhî Allah tarafından konulan yasak neşr-i hakikat iman hakikatlerinin yayılması,
yazılı olarak insanların eline ulaştırılması netice son,
sonuç netice-i hizmet hizmetin sonucu netice-i san’at san’atın neticesi,
ürünü neticesiz sonuçsuz nev’ çeşit,
tür nevi çeşit,
tür nezaret gözetim niyaz etmek yalvarıp yakarmak noksan eksik nokta-i istinad dayanak noktası nokta-i nazar bakış açısı nota bildiri nur aydınlık nuranî nurlu,
aydınlık nuraniyet nurlu olma nükte ince ve derin anlamlı söz peder baba pederâne babaya yakışır şekilde rabıta bağlantı rabıta-i mevt ölüm bağı; ölümü düşünmek ve dünyanın fani olduğunu kabul etmekle nefsin aldatmacalarından kurtulma faaliyeti rağmına zıddına,
aksine razı olmak hoşnut olmak rekabetkârâne rekabet ederek rıza-yı İlâhî Allah’ın rızası,
hoşnutluğu risale Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi riyâ gösteriş riyâkâr iki yüzlü riyâkârâne iki yüzlü bir tarzda sa’y çalışma saadet-i ebediye sonsuz mutluluk,
sonsuz olan Cennet hayatı sadaka Allah rızası için ihtiyaç sahibi kimselere yapılan yardım sadıkane sadakatli bir şekilde sâfi arınmış,
temiz sahil-i selâmet kurtuluş sahili saika yönlendirme sair diğer sakîl çirkin,
ağır karşılanan samimî içten,
gönülden sarf etme harcama savletli saldıran sefine-i Rabbâniye Rabbanî gemi,
iman hakikatlerini yayma hizmeti semere meyve,
netice sevk eden yönlendiren sevk etmek yönlendirmek sırr-ı adediyet sayısal değerde gizli olan sır sırr-ı ihlâs ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme değeri,
ihlas sırrı sırr-ı ittihad birlik içinde saklı olan sır sırr-ı uhuvvet kardeşlik sırrı sırr-ı uhuvvet-i hakiki gerçek kardeşlik esprisi siper arkasına saklanılacak şey sufî tasavvuf ilmiyle uğraşan sufîmeşrep tasavvuf metoduyla hareket eden kişi sû-i istimâlât bir şeyi kötüye kullanma işlemleri sukut düşme,
alçalma suret biçim,
şekil süflî alçak,
âdi sülûk etmek tasavvuf yoluyla manevî âlemlerde çeşitli derecelere yükselmek Sünnet-i Seniyye Peygamberimizin söz,
fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler sür’at hız şahs-ı mânevî belli bir kişi olmayıp,
bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik şahsî kişisel,
bireysel şâkirâne şükrederek şakirt talebe,
öğrenci şefaatçi af için aracılık eden şehadet etmek şahitlik etmek şeref-i mânevî mânevî üstünlük şevk şiddetli arzu ve istek şirk-i hafî gizli şirk şöhretperest şöhret düşkünü şuhur-u selâse üç aylar; Recep,
Şaban ve Ramazan ayları şüheda şehitler taarruz saldırı tabir açıklama,
yorumlama,
ifade,
söz tahakküm etmek kendi hükmü ve hakimiyeti altına almak tahattur etmek hatırlamak tahrik etmek harekete geçirmek tahrip etmek yıkıp yok etmek tahsil etmek elde etmek,
kazanmak takdir etme bir şeyin değerini anlama ve ilân etme taksim-i a’mâl iş bölümü talep istek tamâ hırs,
aç gözlülük tarassudat göz altında tutma çalışmaları tarikat bir şeyhin gözetiminde müridin takip edeceği usül,
yol tarik-i hakikat hakikate ulaşma yolu tasavvur etmek düşünmek,
var saymak,
hayal etme tazyikat baskılar,
sıkışmalar tebaiyet tâbi olma,
uyma tecavüz haddi aşma,
saldırma tecezzî bölünme,
parçalanma tedarik etmek elde etmek tefânî kardeşler arasında fani olmak tefekkürî düşünme ve ibret alma şeklinde tefekkür-ü imanî imanî meselelerin bütün ayrıntıları ile tefekkür edilmesi,
düşünülmesi tehditkârâne tehdit ederek tekaddüm etmek öne geçmek tekmil etmek tamamlamak temessük etmek sıkıca sarılmak temin etmek sağlamak tenezzül etmek inmek,
alçalmak tenkit eleştirme tesanüd dayanışma teşrik-i mesâi birlikte çalışma,
işbirliği teşrikü’l-mesâi birlikte çalışma,
işbirliği yapma tevafuk uygunluk tevcih etmek yöneltmek teveccüh insanların değer vererek yönelmeleri,
yönelme,
ilgi gösterme teveccüh-ü âmme insanların ilgi göstermesi,
değer vermesi tevehhüm-ü ebediyet sonsuza kadar yaşayacağını sanmak tezahür eden ortaya çıkan,
görünen tûl-i emel hiç ölmeyecekmiş gibi uzun emel sahibi olma ubudiyet kulluk uhrevî âhirete ait uhuvvet kardeşlik ulema-i hakikat iman hakikatlerini araştırıp elde eden âlimler ulüvv-ü himmet yüksek gayret sahibi olma umum bütün umumî genel umumiyetle genellikle umur-u dünyeviye dünyaya ait işler umur-u hayriye hayırlı işler
ümmet-i Muhammediye Hz.
Muhammed’in (a.s.m.) yolundan giden ümmet ümmî okuma-yazma bilmeyen,
tahsil görmemiş üssü’l-esas esasın esası,
en temel şart üstad hoca,
öğretmen vahîm ağır,
dehşet verici vaki olan meydana gelen vasıta araç vasıtasıyla aracılığıyla vazife-i imaniye iman hakikatlerini yayma görevi vaziyet durum vehim kuruntu,
varsayım vesile-i makasıd maksat ve hedeflere ulaştıran araç vukuat-ı tarihiye tarihî olaylar vücud-u insan insan bedeni vüs’at-i rahmet rahmetin bolluğu yekûn bütün,
toplam yevm-i mahşer mahşer günü zahîr yardımcı,
destek sağlayan zaman-ı hazır şimdiki zaman zayi kayıp zayi etmek kaybetmek,
boşa harcamak zerre miktar çok az miktar zikretmek hatırlamak,
akılda tutmak ziyade çok,
fazla
Bu eser 21.Lem'a ismiyle İlahi kategorisine eklenmiştir.
Yorum Yapın
Güvenlik: 11 nedir?

REKLAM

Alt Reklam Alanı (Esnek / AdSense)