Biz günde bin kere Tih Çölündeyiz.
Ne bıldırcın kuşları görmüşüz göğümüzde,
Ne de kudret helvasından bir tat var soframızda.
Kızıldeniz en delişmen günlerini yaşarken gençliğinin,
Tûr-i Sîna sessiz sessiz kan ağlar göğsümüzde.
İnsan; taş ve ateş eski dostları veylin,
Sac ayağı olma özlemindeyken çıldıran alevlerin,
Zakkum gözlemcileri,
efsun dilencileri.
Ve dualarımız Ayasofya Ayasofya apartılırken; Ve yoksulluğumuz hayallerle ayartılırken,
Ve yoksulluğumuz kokteyl kadehlerinde; Ve ölü fiyatına ve kapalı zarf usulü Demokratik demokratik satılırken köle pazarlarında Biz oturmuş,
Firavun mezarlarının gölgesinde serinleriz.
Ve gün geçip dirilmek için; Bir yiğit Musa Ve bir asa Ve bir yed-i beyza bekleriz.
Çağı gelipte Kitaba ve demire olan sevdaları hatırlayarak,
Sonsuza dek saldırmak sataşmak dalaşmak; Ve vurmak varken Karnına karnına zulmün Nedendir böyle manasız,
Ve kavgadan uzakta yaşamak diyerek; Bizi alıp götüren Sonra tekrar götüren,
Bizi alıp Bedirlere,
Uhudlara götüreren Bizi Endülüs’e Kudüs’e İstanbul’a götüren Cesur heybetli ve diri,
Ve gümbür gümbür bir erkeklik şöleni.
Antlar içtiğimizi dosta düşmana ilan ederek,
Gövde erimizde beliren ürpertilerle İri ve parlak kavisler
çizen hayatlar.
Hecin yüklü ölümlerle buluştuğumuz gün Can evimizde.
Dağlar hep böyle buram buram dağ olarak sürdüremeyecek ömürlerini Denizler böyle telaşsız Yıldızlar böyle şehvetli Ve siz yani sizler
Yani ey zulüm ağaları Hep böyle korkudan uzakta seyredemeyeceksiniz Sevecen hışırtılarla süzülen güneşi.
Diyebilmek için Sabrı,
silah belleriz.
Bir yiğit Musa,
Ver bir asa,
Ve bir yed-i beyza bekleriz.
Biz,
günde bin kere Tih Çölündeyiz.
Bu eser Musa ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.