Ayrılış günü yüklemediler bir şey alaca tüylü develere en son o ayrıldı haykırdım tutamadım kendimi uzaklara gitme diye ey benim iki gözüm,
canım Kesib’e mutlaka uğra yönel Lâ’lâ tepesine doğru ve Yelemlem sularını ara çünkü en iyi bildiklerin yaşıyorlar orda orucumu,
haccımı,
umrelerimi,
bayramlarımı,
her şeyimi feda ettim ben onlara..
unutamam hiçbir zaman ne Mina’daki ne Muhassab’daki o güzel günlerimizi ne zemzemde içtiğimiz suları ne de konuştuğumuz o tatlı sözleri onların Muhassab’ı benim kalbim şimdi ey develerin sürücüsü! eğer uğrarsan bir gün Hacir’e durdur hayvanları biraz bir selam ver çünkü öyle özlemişler ki seni dönmüşler
çılgına Da’d’ı,
Rebab’ı ve Zeyneb’i bağır orda Hind’i,
Selmâ’yı ve Lübna’yı bağır ve dinle aynı anda..
umutla bekleyiş de gitti,
sabır da gitti çünkü onlar gittiler gittiler..
oysa ki onlar kalbimin en gizli yerine yerleşmiştiler yağmur damlaları ince ince iniyor bulutların arasından tıpkı sevgilisinden ayrıldığı için üzgün bir aşığın gözyaşları gibi senden lütuf ve ihsan isteyen herkese bereket yağmur yağıyor şimşeklerin çakıyor ama bana bir damla yağmur yağmıyor doğuda gördü şimşeğin parladığını ve özledi doğuyu benim derdim şimşekle ve şimşeğin parıltısıyla işim yok,
ilgim yok ne mekanla ne yerle ne zamanla Sabâ rüzgarı onlardan bir söz fısıldadı kulağıma çılgınca düşüncelerden,
vecdimden,
hüznümden,
kederimden söz etti bana… dedi ki; “sevdiğin göğüs kemiklerinin arasındadır nefeslerin onu bir o yana,
bir bu yana atmaktadır” bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur ağla şimdi bu harabelere hani nerde sevenleri,
sevilenleri hani nerde alaca tüylü develeri gel de bir bak,
nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları tıpkı serap içindeki bahçeler gibi görürsün onları anam babam feda olsun onun yoluna kurban olayım Allah’tan gelen en güzel ceylana ki şu an gezinmekte göğüs kafesimin derinliklerinde güven ve huzur içinde ey dostlarım tutun burada bağlayın beni bir kez göreyim dünya gözüyle o sevgilinin evini rüzgarlar savruluyor şimdi dört bir yanda geceleri tavaf ediyor güzel kızlar,
cinler,
melekler dillerinde Allah isimleri..
anlatın bana öyküsünü durmayın Hind’in ve Lübna’nın,
Selmâ’nın,
Süleymâ’ın,
Zeyneb’in ve İnan’ın sonra Hacir’den Zelud’dan bir haber getirin bana o ceylanların otlağından
Tahmed’in taşlı ve sert topraklarına doğru çevir gönlünü ordadır taptaze filizler,
dallar,
ıslak çayırlar orda gösterirler sana ani parıltılarını şimşekler sabah akşam hiç durmadan bulutlar işte o diyardan geçerler..
saba rüzgarı anlatıyor gençlik günlerimizi Hacir’de,
Mina’da,
Kûba’da geçen günlerimizi kum tepelerinde ve otlakların yanında,
dere boylarında,
Lâ’lâ tepesinde ki ceylanlar gelirdi oraya..
sakın şaşırma bu güzelliklere çılgınca aşık bu ihtiyara ne zaman bir kumru ötse hemen sevgilisini hatırlayana sevinçlere boğulup kendinden geçene yok olana… El-Useyl’de,
en-Naka’da yalnız başıma bıraktılar beni gözyaşları içine boğuldum,
yandım,
yakıldım ayrılacak diye korkusundan
öldüğüm sevgili uğruna feda olsun anam babam hele dönüp bir baksana kurmuşlar
çadırlarını vadinin sağında ey vadi Allah aşkına ne güzel şeyler taşıyorsun bağrında ne güzel insanlar toplamışsın onlar benim sesim soluğum canım ciğerim onlar benim canımın içi,
ciğerimin paresi eğer ölmezsem aşkımdan
Hacir’de,
Sel’ı’da,
Ecyad’da istemem yok olsun böyle aşk,
böyle sevda…
Bu eser Yüce Dosta ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.