Güneşin mızrakların ucuna takılıp kaldığı bir vakitte Diriliş erlerinin yüreklerinden yayılan bir depremle sarsılıyordu arz.
Gerilmişti altlarımızda atlarımız Fırlayıp kopacakmış gibi baldırlarından kasları Ve tarıyordu bir projektör gibi bakışları üç kıtayı Yeni bir vakte eriyordu yürekler
Yayılıyordu o muştu o coşku o haber.
Bir gelen var Emin haberciden emin olana Ondan da Sıddık olana ve sadık olanlara Sohbete erip halkada duranlara Yürekten yüreğe yol bulanlara.
Bir gelen var İlkin çobanlar duyuyorlar
Sonra ağaçlar kurtlar kuşlar
Çünkü onlar bilirler dinlemeyi Onların elindedir toprağın nabzı İlk onlar sezerler yeni olanı Rüzgârlarla geleni bulutlardan ineni.
Bir dağın tepesinde yeni doğan bir Ay gibi Veysel Karani evreni kuşatan bir yay gibi Açılmıştı kolları.
Selman bir şehrin kapısında Bir kapının arkasında.
Ey savaşmakla emrolunanlar
Yürekleri kevser suyu ile yıkananlar
Alaca karanlıkta bir seher vaktinde Ayrılırken yurtlarından yuvalarından
Bahçe köşelerinde kapı önlerinde sofalarda odalarda Bir bir çıkıp gelen yolumuzu kesip duran anılar
Yatak odamızın penceresinden Uyandığımızda ilk görülen o tepe O tepede o kayanın değişmeyen konumu Güneşi bir muştu gibi her gün yeniden Doğuran o dağ elveda Kadınlarımızın kirpiklerinden sıralanan Adanmışlık ve bağlılık yazıları elveda Çocuklarımızın göğsümüze yüzümüze saçlarımıza Sokulan alınları titreyen dudakları kaçamak bakışları Cennetten bir koku ölümsüzlükten bir pay olarak Çektiğimiz ciğerlerimize inen yüreklerimize Damla damla elveda O ki meydanın ortasına durmuştu Elini kılıcının kabzasına koymuştu Dedi savaşçı `Ben gidiyorum Hicret ediyorum Varsa ağlatmak isteyen anasını Dul koymak isteyen karısını Ve istiyorsa çocukları yetim kalsın
Arkamdan gelsin.“ Yeryüzü yeni bir güne hazırlanıyordu Zaman devrini henüz tamamlıyordu.
O konuştu Ey eti etimden olan Bu dünyada ve öbür dünyada Kardeşim olan! Bu gece yatağımda sen yatacaksın bana vekillik yapacaksın.
Biz gidiyoruz hicret ediyoruz Sen sonra geleceksin
Ama önce emanetleri sahiplerine vereceksin.
Sonra o dağda maveranın kapısı olan Bir mağara Orada ikisi O ve ikinin ikincisi Sonra çöl Çölde tepeler..
Çölde develer..
Çölde geceler
Ve çöle serpilen Mucizeler.
Medine`de bekleyenler var Damların üstünde,
yollarda çocuklar kadınlar
Elleri alınlarında,
gözleri ufukta delikanlılar ihtiyarlar
Dediler “Veda Tepeleri üstünden Üzerimize ayin on dördü doğdu Şükürler olsun,
şükürler olsun Bize vacip oldu,
şükretmek Şükürler olsun…“ Ben sıcak savaşlara girmedim daha Kılıçların çeliğine Su katmadı gözyaşlarım Ama savaş için geldim Bu bilinçle bilendim Bildim bileli kendimi Hep düşlerimde yaşadım Bedir`i Kardeşin biri bir safta Öbür safta diğeri Bir yanda baba oğul bir yanda.
Ve toprak gibi güçlü bir ana Yedi erkek doğuran Yedisini birlikte Bedir’e yollayan Ey Afra kadın! Kalacak adın Bu dünyada Kadınlar er kişiler doğurdukça.
Mutlaka bir sınav olacaktı Çünkü Sünnetullahti.
Uhud’da savaş vardı Bu savaş bir imtihandı Gerçi her savaş bir imtihandı Tüm yaşam bir imtihandı Ama Uhud İmtihan içinde bir imtihandı.
O demişti Savunmak da Savaşlardan bir savaştır.
Savaşçılar demişti Bu gün o gündür Düşmanı cepheden vurmak Nasipse eğer Cennet kapılarına varmak Kevser’le kanmak isteriz
O dedi Mübarek olsun savaşınız Sabrederseniz eğer Sizindir zafer Savaşçılar uçmağa varmış gibi Şehitlik umuduyla sarhoş gibi.
Muaz dedi Eyvahlar olsun siz ne yaptınız? Hudayr dedi O`nun reyine karşı reyde mi bulundunuz? Savaşçıların içinde bir tel titremişti Başlarını önlerine eğdiler
O`nun kapısına dayandılar
O zırhını kuşanmıştı Hikmetlerden bir hikmet daha Noktalanmıştı.
Öyleyse ey ümmet Ey kurtulmuş millet Kutlu olsun şuranız Kutlu olsun savaşınız.
-Feda olsun sana anam babam At ya Sa`d! Ey ok atan Ey hayat coşkunluk katan Kutlu olsun savaşın Konuşan O`ydu -Bu kılıcın hakkını kim verir -Nedir o kılıcın hakkı ya Resulullah -Düşmanın yüzünde parçalanmaktır -Öyleyse o iş bana haktır dedi savaşçı Kılıcı eline aldı Koltukları kabardı Ve yürüdü meydana Salına salına.
-Bu yürüyüşü sevmez
Allah dedi Resulullah Ama bu hal müstesna O gün içinceye dek şehitlik şerbetini Savaşçı döne döne savaştı.
Müşriklerin çarpılmış suratları Altlarında talihsiz atları Çarparak çeliğin ışıklı yalımına Paralandılar
Parçalandılar.
Uhud’dan koşup gelen Birkaç Müslüman Eyvahlar olsun,
Eyvahlar olsun Yeryüzü efendisini kaybetti Eyvahlar olsun Sümeyra kadın ekmek yapıyordu Elleri sakindi Gözleri dalıp gidiyordu Sanki maverayı seyrediyordu İçinde bir mahşer kaynıyordu Yüreğinde Uhud dalgalanıyordu.
Apansız sıçradı Çocukları göz nuru gençlerin yürek aydınlığı İhtiyarların dilde duası gönülde umudu Evrenin Efendisine ne olmuştu O`na bir hal mi olmuştu.
Sıçradı kalktı Sümeyra kadın Başörtüsü havada dalgalanıyordu Unlar toprağa saçıldı,
küller hamura karıştı Medine sokakları hızla kayıyordu Evler bir bir tükeniyordu Sümeyra kadın bendinden boşanmıştı Bağrını döğüyordu.
Sonra Uhud göründü Sonra müminlerden bir kalabalık gördü Koştu yanlarına erişti -Resulullah nerede? Dediler -Ey Sümeyra kadın başın sağ olsun Bilmiyoruz Resulullah nerede Ama bu gömdüğümüz kardeşindir,
Allah katında şehittir.
Sümeyra dedi -Allah Rahimdir
Ona bu rütbe mübarek olsun.
Ama ben Resulullahı soruyorum.
Sümeyra seğirtti gitti gitti Yeniden bir topluluk gördü Durmayıp sordu -Resulullah nerede? Dedi müminler -Bilmiyoruz.
Ama gömdüğümüz erkeğindir
Muradına erendir
Elbisesiyle gömülendir.
Dedi Sümeyra -Hamd olsun,
ona şehitlik kutlu olsun Ama bir haber verin Resulullah nerede? Sonra gördü O`nu -Hamd olsun Dostlarını gördü -Hamd olsun Buluştular
Görüştüler
Biliştiler müminler -Hamd olsun.
Yaratana hamd olsun Yaratıp imtihan edene İmtihandan geçirip zafere erdirene Bilinçleri bileyip sabırlar verene Rahman olana Rahim olana Muin olana Hamd olsun.
Bu eser Savaş Risalesi ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.