Dinle beni ey çocuk! Okuman için yürek ikliminden sözler devşiriyorum,
bir düş kentinin en yalın gerçeğisin içimde,birazdan sessizliğe düşeceğim,
bir tebessüm sunamadım daha dağlarında ezgiler okuduğum diyarımıza.Yüreğime kardelenler sararken,
yetim çocukların sadasını dinle.Ufuklarını zaptetmişler
çiyanlar,
çift başlı yılanlar kuşatmış denizlerini,
giyotine göndermişler gülüşlerini gör… Anla beni ey çocuk! Kayıtlar düş,
hüznü arıtıp içen bu adam yüreğini sunuyor sana,
hiçbir şeyi hiç kimsesi yok bu adamın.
Sadece “Kutsal’ı” var,
geceye karşı donanımlı bir kutsalı var.
Ve bu adam hiç şarkı söylemedi senden önce.
Takvimlerden kaçırdı gözlerini,yalnızlığın kıyısız çölünde yaşıyor bu adam,
“Kayıp Kent’te”.
Bir sen bulabilirsin onu,
hadi durma,
hadi ara,
hadi bul,
hadi bekletme… Bul beni ey çocuk! Benliğimi çarmıha gerdim,
ruhum maverayı aralar
şimdi,
sırlı gözlerinle bakışlarıma örülen hüznü damar damar kuşatmanı bekliyorum,
papatya kokulu ebrar bir umut yok mu yanında? Pörsüyen dudaklarıma ab-ı hayat olacak ümidin yok mu? Bu matem kuyusundan
çıkar beni,o masmavi engine yağmurla savur beni.
Geceyi bürünen bu “Kayıp Kent’ten” al beni,
yüreğine sar,
masalım ol,
yıldızlar gezinsin saçlarımızda.
Gözlerime bak ey çocuk! Golgotha’da kaybettiğim yaşamımın kendisiydi,
meçhul zamanların İsa’sı(a.s) bendim.
Hiç yaşamamış gibi öldüm.
Çarmıhı geren de bendim,
çarmıha gerilende.
Acıların tanığı bu adamı tanı,
bu vahasız çöle bahar getir.
Sustur beni ey çocuk! Umman getir bu ıssız sahraya,
yüreğinle çöz bu kasvet ilmiğini,”Kayıp Kent’le” cedelleşirken resmet beni,
bir Yusuf tadı bırak düştüğüm kuyuya.
Taşlanarak kovulurken resmet havarileri.
Yontulan putları şimşek bakışınla parçala ki bileyim Meryem’in soyundan olduğunu.
Öfke devşir ey çocuk! Yalnızlığımı gözlerine göm,
kerahat vaktine yemin olsun ki,ölüm şakaklarına vurunca nabzını dinleyeceğim senin,”ifk” gününde şahidin olacağım.
Ölüm kıskanınca ikimizi.
İpi çekilirken her şairin,
sahralardan dönceğim sana elbet,
sur’a üfürüldüğü o gün… Haykır şimdi ey çocuk! İşte hayat,
işte sesim,
işte sevdam,esmerliğim… Haramiler sofrasına sürdüler yüreğimi,
masumluğunla kol kanat ger,
kurtar yüreğimi.
Namlı isyanınla gir şehre ve söylenecekleri haykır.
Çölün lanetine,kentin ışıklarına aldırmadan kır gündüzlere vurulan kilitleri ve kapat gözlerini.
Seni şafağa çeyrek kala uyandıracağım.
“Kutsal’a” yemin olsun ki..
Bu eser Kutsal ismiyle
İlahi kategorisine eklenmiştir.